Friday, February 23, 2007

Depresyon?

Aslinda bi cok sey yazmak istiyordum, hemen hergun aklima bi mevzu geliyordu yazmak icin, ama bi turlu vakit bulamadim, buldugum vakitlerdede farkli ugraslarim oldu bilgisayar basinda:)en son beni mesgul eden mevzu, su son yillarda pek ragbet goren rahatsizligimiz depresyon, hatta Burhan Altintop panik atak olarak farkli bir versiyonunu simgeliyor bunun:) Insan neden depresyon gibi bi tuhsal boslugun yada bunalim, yada buhranin icine girer, acaba depresyona girmek yada olmak, nekadar imanli inancli bir insanda olabilecegi dusunulebilecek bir rahatsizliktir? cok oncelerde ben turkiyede unv’ye giderken, bir arkadasim  vardi ismi Nukhet, yazmamda bi beis gormuyorum, hatirlamisken yaziyim sonra unutum:)herneyse bu kizcagiz bana o zamanlara kadar duymadigim bir mevzudan depresyon dan bahsetmisti:) lise de depresyona girmisti, hatta bi psikolog’a gitmisti hatta cok unlu bir isimdi gittigi psikolog ve onunla cok ilgilenmediginden yakiniyordu,  simdilerde dusunuyorum, acaba bu arkadas gercekten depresyon mu geciriyordu, yoksa aileden vede etraftan o donemlerde cok da yaygin olmayan cok da bilinmeyen ruhsal bir rahatsizligin kendinde var olmasiyla ilgi alaka beklentisi icindemiydi? su siralar gorustugum konustugum vede oncesindede bende var oldugunu dusundugum bi depresyon durumu hakim:) tanidiklarimdan biri digerleri kadar dini ve imani bilgi yonuyle cok saglam olmasada sonucta, hayatta istedigi hemen herseye ulasmis yasida genc, hatta Allah ona beklentilerinin ustunde bir yasam vermis, fakat hatun depresyonda?simdi dusunuyorumda, insan demek ulasamadigi seyler olunca degil fazlasina ulastigindada depresyon gibi bi duruma ducar olabiliyor:) Bende su bir kac ay oncesine kadar surekli kendime depresyonda oldugum tanisini koyuyordum, ama simdilerde bu bendeki ruhi yada imani bir bosluk ve zayifligin neticesi olan bisiymis…Elimizdeki nimetlerin farkina varmaz ve bu hususta az sukredersek sanirim depresyon bizler icin kacinilmaz bir tani oluveriyor…Bir cok kisinin istyedigi bir yasama sahipken…Gecen Ingilizce dersinde hocanin soyledigi bir sey cok kafama takildi, Paranin mutlulugun temeli oldugunu soyledi,ne degisik bir zihniyet yada ne degisik bir yaklasim, sanirim bunda dinsel ve toplumsal ogretinin payi buyuk!!Para nin cok olmasi mutlulugu beraberinde getirmiyor, sadece insanlarin kanaatkar olmasi ve elindeki imkan ve olanaklara sukru mutlulugu sagliyor..Iyi bir es, tatli bir evlad,Sevdiklerimizin buyuk bir kisminin sag ve selamet icinde olmasi, en onemlisi bizim iman gibi bir nimetin icinde olmamiz, ve O’nu bilmemiz, 7 gun 24 saat dua dua yalvaracagimiz bir merciin olmasi,zaman hakkimizda hayir takdir etmesi dusuncesi bizi hayata baglamali bizi hayttan koparmamali diye dusunuyorum….ders arasi olan yazi bukadar uzunlukta ve de kalitede olabilirdi:))
Posted by alara aslihanin annesi at 16:04:59 | Permalink | Comments (1) »

Thursday, February 1, 2007

Herseyin bi karsiligi mi olmali?

Gecen gun aklimdan gecirdigim dusunce” neden iyilik ve nezakette bulunduklarimizdan ayni seviyede vede yakinlikta bir karsilik alamamakti!”. Her insanin hata ve kusurlari mevcut olmasina ragmen, her zaman ikili iliskilerde cok buyuk beklentilere giriyoruz herbirimiz.Zaman zaman dusunuyoruz;-” o kadar da iyilik ettim, neden bana boyle bir vefasizlik yapti!, Neden beni aramadi, neden beni sormadi, neden bana selam vermedi, neden halimi hatrimi sormadi, neden su istedigim seyi benim icin yapmadi, neden, neden, neden……”  -halbuki nede cok iyilik yapmistik ona!!nede cok sevmistik!halbuki hic dusunmuyor insan her yaptigi iyiligin illada karsiligini alacagi mekanin burasi olmadigini, aslinda yaptigi iyiliklerin karsilginin alinmadigi takdirde insaAlllah, Rahman-i Rahim tarafindan baki alemde baki mukafatlara mustear olacagini!Hic dusunmuyor insan, gercek sevginin en ufak bir muhalif hareketin, dusunce ve sozde kaybolmayacak kadar guclu oldugunu!!!Hic bilmiyor vede dusunmuyor insan, sevmenin kolay kazanilip, kolay da kaybedilmeyecek gucde bir duygu oldugunu!Iyiligin beklentisiz yapilinca makbul oldugunu!Bazen’de dusunuyor insan;”iyi tamam iyilik yapalim, beklentisiz olalim, ama sadece tabiri caizse isi dustugunde arayip soranlara, yakinlik gosterenlere ne yapalim?” sanirim bunun cevabi e biraz da mesafe koyalim insanlarla aramiza oluyor sanirim:) 
Posted by alara aslihanin annesi at 07:13:48 | Permalink | Comments (2)

Friday, January 12, 2007

Cocuklarimiz….

Kac ay oncelerde baslamistim Resit Haylamiz’in Efendimiz’i anlatan kitabini okuyamaya, hala da okuyorum, daha dogrusu hemen bitirme telasinda olmadigim icin hala okuyorum, cunku bitirmekte istmiyorum uzun bi sure daha….Her okudugum cumlede yada sayfada baska baska dusunce dunyalarina aciliyorum…hemen hergun takribi 10-15 sayfa okuyorum…Dun de Efendimiz’in(SAV) huzuruna gelen bir sahabinin cahiliye doneminde nasi kizini oldurdugunu anlatan hadiseyi ve Efendimizin(SAV)’in bunun uzerine doktugu gozyaslari ve yine ayni hikayenin tekrar anlatilmasini buyurmasi ve tekrar bu hadiseye aglamasi ve ashabina donerek, Allah(cc)’in Islam dini uzerine olmalari vesilesiyle onlari nasi yucettiginden bahsetmesi, benimde gozlerimi yasartti…Dusunuce bu kissayi, sunlar gledi aklima;o donemde insanlar kiz cocuklarini gomuyorlarmis, cocuklarin bedenleri gomuluyormus, ama su zamanda, cocuklarin manevi degerleri, ruhi melekeleri gomuluyor. O oldurulen cocuklar ins birer melek oldular, ama su zamanda, aileleri tarafindan dini bir egitimden mahrum, sadece nufus kagidi muslumani olarak yetistirilen bir nesil mevcut, ve ben bu neslin yetismesine vesile olan anne babalarin daha buyuk caniler oldugunu dusunuyorum.Allahim evladimizi bizlere hayirli eylesin, bizleride evladlarimiza hayirli anne baba eylesin, Rabbim bizi ve bizden sonra gelecek olan neslimizi namaz kilan salih kullaridan eylesin!!(Amin insaAllah)
Posted by alara aslihanin annesi at 20:50:01 | Permalink | Comments (2)

Wednesday, November 29, 2006

Nasil yasarsak oyle mi oluruz?

Nasil yasarsak oyle oluruz!!!bunu cok kereler duymusumdur, her duyusumdada, ya vefat animdaki alacagim durum yada pozisyonu, yada oldukten sonraki halimi dusunmusumdur… Esimle ayni memleketten olunca, kayinvalidem, esim ve ben, memleketten sahsen ve ismen tanidiklarimizdan bahisler actik, bahsimiz donup dolasip onlarin vefatlarina geldi… benim tuylerimi diken diken eden bi kac tane hkaye olustu, hani unutmayim, yine okuyup nefsime olumu hatirlatabileyim diye not dusiyim istedim…

Bir amca ‘nin mezariyla alakali hadise…

Vefat edeli cok olmustu, hatta biz gormemistik ama isimini bilirdik!! Kabri devletin yol yapmak icin belirledigi alana tekabul ediyor, cesedi cikarilmak icin kabri kazilyor, yillar sonra acilan kabirdeki ceset ilk gunku gibi taze ve mezarda bi islaklik mevcut, baska bi mezar kaziliyor gomulmesi icin, ordaki su o mezara doluyor, halbuki kabir icin acilan mezar cok otelerde bi yerde, ne ilginc geldi, ne cok tuylerim urperdi anlatamam bu hikayeyi dinledigimde, ama bu beyfendi icin anlatilan seyse su, cok comert bir insanmis, ihtiyaci olanlara borc verir yardim eder ve insanlari alacagi icin sIkIStirmaz hatta lafini etmezmis, oyle biriymis, Nur icinde yatsin….

Bir baska amcanin vefat hikayesi…

Etrafinda cok sevilirmis, cok iyi biriymis, ben tanisma sansina ermedim, ama esim taniyor biliyor, vefat etiginde gunlerden Cuma imis…hatta sabah namazini kiliyormus secdeden kakmamasi uzerine neden bu kadar uzun oldu secdesi diye yanina gelip, vucudunu cevirdiklerinde vefat  ettigini ve gozunden akmis yas  gormusler….

Bir digeride dedem!

Sahsen tek tanidigim en buyuk aile buyuguydu, anane ve esi olan dedem vede babaanneme yetisemistim, sadece babamin babasi olan dedemi taniyor ve hatirliyorum, vefat ettiginde 8 yasindaydim, onun hakkinda hatirladigim, sert ve tutumlu bi insan olmasiydi, sIkIntili donemleri cok olmus, hem maddi hem manevi, Sanirim dedem memleketteki yastlari icinde Kuran-i Kerim’i en iyi okuyandi!!Namaz vaktini surekli kollayan, namaz asigi bi insandi!!! Kulaklarinin isittiginden cok emin olamaz, bize sorardi ezanin okunup okunmadigini, daha okunmadigini soylerdik, ama o uzaklardan bi sesin geldigini bizim duymamis olacagimizi soyler namaz kilardi, sonra ezan okunurdu ne ezani oldugunu sorardi, mesela ogle vaktiyse ogle ezani derdik, sonra tekrar namaz kilardi, akli cikardi birisi yaninda namazin vaktini gecirsinde kilmasin, sabah namazinda ayaktaydi, ve soyle uyandirirdi ev halkini”Namazini kilmaz isen kalir, Seytan imanini alir”:) yuzumde tebessumle hatirliyorum bu kaldirislari nerdeyse 20 yil olacak vefat edeli, hala kulaklarimda sanki, bir Cuma gunu vefat etti, tam cuma namazi vakti, her zamanki abdestli….Allahim hata ve kusurlarini affet, Mekanini cennet eyle Rabbim, Nurlar icinde yatsin ins…

 Bugun Efendimiz(SAV) in hayatini konu alan kitabi okudum, Ebu Lehep ve esinin cehennemdeki durumunu anlatan surenin mealini okudum, Tebbet Suresi…ve dehsete kapildim, Rabbim bizim bilerek veya bilmeyerek isledigimiz kusur, hata ve gunahlarimizi bagisla, bize merhamet et, en son amelimizi en hayirli amelimiz, sana kullukta en yakin oldugumuz anida sana kavusma ani nasip eyle….Bizi yasamamiz hayirli oldugu muddetce yasat, olumumuz hayrli oldugu an ise bizi katina al, Rabbim bize merhamet et, bizi hata, kusur ve gunahtan uzak tut…amin amin amin…

Posted by alara aslihanin annesi at 04:16:01 | Permalink | Comments (3)

Saturday, October 14, 2006

 

Ali Bayramoğlu

Orhan Pamuk’a neden Nobel verildi?

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması ne yazık ki korkulan tartışmalara zemin hazırladı.

Aşırı siyasileşmiş bir siyasi kültürün, hiçbir şeyi siyasetten bağımsız ele alamayan bir anlayışın derin faydacılığı tekrar ortaya çıktı.

Ne kadar farkındayız bilemem, ama zaman zaman kendisini sokan bir akrep haline dönüyoruz…

Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden aldı? Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden şimdi aldı?

Sorulan sorular bunlar…

Kestirme yanıt şu: “Orhan Pamuk Ermeniler soykırıma uğradılar ve bir milyon Ermeni öldürdük dediği için bu ödülü aldı. Ödülün açıklanması, Fransız Meclisi’nin ‘Ermeni soykırımını inkara ceza öngören’ yasayı onaylamasına özellikle denk getirildi…”

Dünyanın en saygın ve en prestijli ödüllerinden birisi olan, hemen her edebiyatçının “hülya kale” olarak değerlendirdiği Nobel Edebiyat Ödülü, bu mantığa göre Türkiye’ye yöneltilen bir silahtan başka bir şey değil.

Şimdi sorulara farklı ve gerçekçi yanıtlar arayalım.

Soru 1: Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden aldı?

Orhan Pamuk’un 1980′li yıllardan bu yana bırakın uluslararası çapta adam ve eser üretmeyi, ulusal düzeyde bile etkileyici bir adım atamayan Türk edebiyatının parlayan yıldızı olduğuna şüphe yoktur. Türkiye’de dalaşma, husumet seven, biraz da kıskanç edebiyat çevreleri Orhan Pamuk’a ne gerekçeyle yüklenirlerse yüklensinler, bu gerçek değişmez…

Pamuk yıllardır ABD’den Japonya’ya, Avrupa’dan Asya’ya edebiyat eleştirmenleri tarafından dünyanın en önde gelen, en yaratıcı, en derin romancılarından birisi olarak kabul edilir.

Pamuk ödülü bu nedenlerle aldı…

Nitekim İsveç Akademi Sekreteri Horace Engdahl ödülü kimin kazandığını açıkladıktan sonra, ödül verilme gerekçesini şöyle belirtiyordu:

“Çağdaş romanın köklerini değiştirdiği için…”

Ve devam ediyordu:

“Bunun anlamı şudur: Kendisinin romanı, bizim, batılıların elinden aldığı ve bizim şimdiye kadar gördüğümüz romandan tamamen farklı birşeye dönüştürdüğü söylenebilir…”

Bu ne demektir, farkında mıyız? Orhan Pamuk’un Dostoyevski gücünde bir yazar olarak, bir çığır açıcı olarak ilan edildiğinin farkında mıyız?

Sadece temada, kurguda, dilde değil “paradigma”da yenilik…

Bu, Türk dilinde yazan, Türkiye üzerine yazan, kimlik meseleleriyle uğraşan, dil, toplum, tarih ilişkileriyle içiçe eserler veren, bu diyarın geleneğini Batı’ya anlatan bir insana, buralı bir insana, bir Türk’e verildi.

Hiçbir siyasi bakış, hiçbir siyasi fikir, ne benimki, ne sizinki, ne de Orhan Pamuk’unki bu çıplak sesin önüne geçemez…

Tek cümleyle Orhan Pamuk, romanı yeniden kuran yeniden tanımlayan biri olduğu için dünya sahnesindedir.

Soru 2: Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden şimdi aldı?

Kanımız ve yanıtımız şu:

Siyasi açıklamalar yaptığı için değil, tersine siyasi açıklamalardan uzak durduğu için…

Gerçekten de geçen yıl ödüle en yakın aday olarak gösterilen Orhan Pamuk, ödülü siyasi açıklamalarla fazla ön plana çıktığı için alamamıştı. Bu konuda jüri ikiye bölünmüş ve ödül İngiliz yazar Harold Pinter’e gitmişti.

Bu arada Pinter’in yaptığı son açıklamayı da bir kenara not etmek lazım:

“Bundan daha fazla sevinemezdim. Pamuk’un geçen yıl kazanmasını beklemiştim ama birisi araya girdi. O büyük bir yazar ve bu ödüle en layık kişi”.

Yeterince açık değil mi?

Şunu unutmayın:

Kim ne derse desin Orhan Pamuk’un ve onun üzerinden Türk kültürünün onurlandırılması sonsuza kadar hatırlanacaktır…

Posted by alara aslihanin annesi at 20:41:53 | Permalink | No Comments »

Ortaçağ karanlık mıydı?

 

Ortaçağ karanlık mıydı?



Bizde kim gerici bir hareketle karşılaşsa Türkiye’nin “Ortaçağ karanlığı”na sürüklendiğinden dem vurur.
İnsanı ürküten bir tanım bu… Belki atıl laik kitleleri sarsmakta işe yarıyordur.
Ama tanımın kendisi sorunlu….
Fazlaca Hollywood filmi izlemekten kaynaklanan bir yanılgıya ya da tarihe Batı’dan bakma kompleksine dayanıyor.
Evet, Ortaçağ karanlıktı; ama Avrupa’da…
İslam dünyasında ise sanıldığının aksine neredeyse bir Rönesans aydınlığı yaşanıyordu.
***
Papa XVI. Benedictus İslam dünyasını birbirine katan talihsiz demecinde 14. yüzyılda kaleme alınmış bir eserden alıntı yaparak şunları söylemişti:
“Muhammed’in yeni olarak ne getirdiğini bana göstersene… Bu konuda inandığı dini kılıçla yayma buyruğu türünden kötü ve insanlık dışı şeylerden başka bir şey bulamazsın.”
Alıntılanan kitabın kaleme alındığı 14. yüzyılda, asıl Avrupa “kötülüğün ve insanlık dışı şeylerin” pençesindeydi.
“Kara ölüm” veba, yaşlı kıtayı kasıp kavuruyordu.
Hastalıktan Yahudileri sorumlu tutan bir dini grup, Yahudilerin toptan katli için ayaktakımını sokağa döküyordu.
Engizisyon, Mesih beklentisiyle kendini kırbaçlayanla baş etmeye çalışıyordu.
Hastalığın etkisiyle sabana dayalı tarımdaki gelişme durmuş, toprak mülkiyeti bölünmüş, yoksullaşan köylüler ayaklanmıştı.
Yüzyıl savaşları patlamıştı. Fransa ve İngiltere monarşileriyle çatışan papalık ikiye bölünüyor, akılla imanı uzlaştırma çabaları, gericiliğin zırhına çarpıyordu.
Kilise, bütün faciaları cadıların kışkırttığı propagandasıyla büyük cadı avına hazırlanıyordu.
(Bkz: William H. McNeill, “Dünya Tarihi”, İmge Y., 1994)
***
Elbette bir değil, birçok Ortaçağ var. Ancak genel tabloda Doğu çok daha parlak durumdaydı.
13. yüzyıl sonunda kurulan Osmanoğulları, ciddi bir miras devralmıştı.
Anadolu’da, “Kâfir dahi olsa kimsenin kalbini kırma” diyen Ahmet Yesevi, “Putperest olsan yine gel” diyen Mevlana Celaleddin Rumi, bütün Balkanlar’a ışık saçan Hacı Bektaş Veli gibi düşünürlerin imza attığı eşsiz bir kültürel zenginlik yaşanıyordu.
İbn Sina’nın eseri “eş-Şifa” Latince’ye çevriliyor, Batılı tıp adamlarına model oluşturuyordu.
Bugün daha ziyade şairliğiyle tanıtılan Ömer Hayyam, yüksek matematikte, fizikte bir Şark ihtilali yaratıyordu.
“İslam bilginleri Kahire, Bağdat, Şam, Endülüs okullarında, teoloji, metafizik, mantık, tıp, astronomi, cebir, geometri, gramer dersleri veriyordu.” (Bkz: “Ortaçağ Aydınlığı”, Doğu Batı dergisi, s. 22)
***
Sonra Haçlı saldırıları, Moğol istilaları ve içteki İsmaili terörü 13. yüzyılda İslam dünyasında bilimi, kültürü tıkadı ve gerilemeye yol açtı.
Batı ise değişim ve uyum yeteneğinin sağladığı yeni açılımlarla Rönesans’a doğru yürüdü.
Bunları bilmeden ya da bile bile “Ortaçağ karanlığı”ndan söz etmek, bu toprakların mazisine hakarettir.
Papa’nın Haçlı seferi zihniyetiyle düşmanlık yayan sözleri, belki biraz da bizim o maziyi yok saymamızdan cesaret almıştır.

can.dundar@e-kolay.net

Posted by alara aslihanin annesi at 20:34:51 | Permalink | No Comments »

Friday, October 13, 2006

Son gunlerde olanlara dair….

 Ethnic groups in the US diye bir ders aliyorum bu donem, ders hakikaten cok keyifli, ders degil bi nevi soylesi:)o nedenel ya vaktin saatin nasi gectigini anlamiyor insan, tabi okudugum universite yahudi universitesi olunca hoca da yahudi oluyor cok normal olarak:)gecen derstede bahsettigi mevzu yine ikiz kulelerin yikimi ve amerikan halki uzerine etkileri oldu, yalniz nerden girdiysek avrupa ulkelerine geldi mevzu, hoca devamla sunu soyledi, avrupada muslumanlarin sayisi artista ve bu avrupayi rahatsiz ediyor, hele ingiltere parlementosundaki musluman politikacilardan hic de hosnut degiller!!ve musluman sayisinin amerika da da her gecen gun artista oldugunun altini cizdi, acikcasi benim icin cok keyif verici bi bilgiydi bu, hamdolsun, nekadar karalanmak istesede Islam, nekadar bizler tarafindan kotude temsil edilse, hamdolsunki onu kaynagindan okuyup ogrenen insan sayisi cok fazla!!danirmarkadaki karikatur olaylarinin ardindan Islami kitaplarin sayisi %60 artmis mesela ki  bu bizelere acikca” Hayir gordugumuz islerde ser, ser gorduklerimizdede hayir vardir” ayeti kerimesini hatiratiyor, ki suphesiz biz bilemiyoruz….ayni sekilde su Sozde Ermeni Soykirimi yasasinin Fransa’da kabulu hatta bu yasaya aykiri soz beyanida cezayi gerektirecek sekilde olan uygulamanin kabulundede kimbilir ne farkli buudda seyler olacak, biz oyle bir Yaratici’ya inaniyoruzki, ona iman edenlere karsi yapilan haksiz her muamele kendilerine zulmedenlerin kendilerine zarari dokunmustur, bizler hamdolsunki dunyayi gecici goren bireyleriz, o yuzden ya Hesap Gunune olan itikadimizdaki tamlik bize ferahlik verir, Allah en guzel hesap gorendir cunku…Ve yasanin Fransa’da kabulu ile birlikte Orhan Pamuk’un da Nobel almasi bir tevafukmudur cok tartisilir, guzel yurdumun guzel insanlari Orhan Pamuk’un Nobel almasiyla ilgilene dursun, yasa kimbilir kac ulkede kabul gorecek bu surecte(Allah muhafaza). Gerci Orhan Pamuk gibi bir insan nasi Nobel Edebiyat odulune layik goruldu hala anlam veremiyorum, bir de Nobelli ilk Turk olarak onu bilecek ya cocuklarimiz, bunu dusundukce utaniyorum, vatanini soykirimla itham eden bi turk!!!!Gerci belki bu odulu kabul etmeyebilir eger birazcik sahsiyet onur denen sey varsa kendilerinde,  cunku Nobel odulunu daha dune kadar yeren, asagilayan bir insan bu odule layik goruluyorsa ve bu odule karsi tavrini net koymaksa onceki dusuncelerinin noktasi niteliginde bu odulu kabul etmez, tabi ucunda 1 milyon euro olunca biraz zor gibi gozuksede bu olasilik!!! Orhan Pamuk gibi biri nasil boyle bir odule layik gorulur anlayamiyorum, anlmak istemiyorum belkide, gerci Turkiye aleyhine yazip-cizen, soyleyenler prim yapiyor ya son yillarda, kendiside bu kategoride bi insan oldugu icin haliyle liyaket gostermistir boyle bir odule, acaba o hakkinda atip tuttugu vataninin bir bireyi olarak kabule yuzu olacakmi nobeli bilemiyorum, bildigim tek sey, bu insanlarin herseylerinin para oldugu, ama onun yandaslari belki onu ulvilestirmek icin daha fazlasini verip odulu reddini saglayabilirler, her turlu olasilik var, iste dunya isleri insan dusunmeden yazmadan edemiyor bu meseleleri!!!Allah hakkimizda hayirlar versin!!!
Posted by alara aslihanin annesi at 05:21:06 | Permalink | No Comments »

Tuesday, September 26, 2006

Karadeniz

Kardeniz’in hep dalgali olup, akdeniz ve akdenizin uzantisi olan egenin daha az dalgali olusunu merak etmisimdir, bunda iklimin rol oynadigini dusunmusumdur hep, gecen gunlerden birinde esimle bu mevzuda konusuncaya kadar, national geographic te okuduguna gore, karedeniz dunyada dalganin olusumun tek farkli oldugu deniz, denizlerde ruzgarin etkisiyle dalgalar olusurken, karadenizde ruzgar olamasada dalga olmasi bilim adamlarini bu bolgede arastirmaya yoneltiyor ve cikan sonuc, karedenizde diger denizlerden farkli olarak,su alttan fokurdama gibi bi etken alarak yuzeyde dalga olusturuyor, ve bir sey daha karadeniz dunyada 30 metreden sonra dibi gorunmeyen tek deniz, vede gecmiste yasamis bi kavimin sular altinda kalarak bu deniz olustuguna inaniliyor(Bu kavimde Nuh(as) in kavmi gibi dusunuluyor)… dogru bi dusunce ve iddea gibi, cunku hakikaten Islamiyetten once kavimlerin helaketleri boyle dogal yada degil aftetlerle olurmus, denizin 30 metre den sonra gorulmemesi ilginc, cunku denizlerin diplerinde cok harika ve renkli yasamlar varken neden karadenizde boyle bisi yok dusundurucu…Allah hic bir isi abes yapmiyor, bi hikmet bi sebeb bir nizam intizam var yaptigi herseyde…bundada dusunen insanlar icin kim bilir ne hikmetler var, Rabbimiz bizi bu dunyada da ahirettede tedip etmesin, bizleri iyilik ve guzelliklerle karsilastirsin…

PS:Ocak ayinda bu mevzudan bahsetmisim ve de yazmisim, bi kac yerinde kucuk editler yaptim, bugune nasipmis post yapmak… 

 

Posted by alara aslihanin annesi at 05:04:19 | Permalink | No Comments »

Wednesday, August 23, 2006

Hasema

Haþema - Bikini
Ege sahillerinde acaba kaç koyda haþemalý ve tesettür giysileri içinde denize giren insanlar vardýr?
Ya Karadeniz sahillerinde?

Sanki bütün koylar haþemalýlar tarafýndan istila edilmiþ de, oraya tesadüfen yolu düþen bikinililerin canýna okunuyor…
Paparazzi kanallarý, televole programlarý haþemalýlarýn peþinde?
Haber kanallarý haþemalýlardan çekilen görüntülerle dolu!?
Nerede?
Hiçbir yerde…
Bakýn tv’lerin akþam haber kuþaklarýna, hava sýcaklýðý ile iglili bütün haberler, Ege ya da Karadeniz sahillerinden çekilen Et - Balýk Kurumu görüntüleri ile dolu. Beach Club görüntüleri küçük yaþta kýz - erkeklerin çýlgýnlýklarýný yansýtýyor. “Yaz aþklarý” denen çürümüþlük örnekleri, tv kanallarýndan memleketin en ücra köþelerine, üstelik yaz sýcaðýnda iþten kavrulan dünyalara bir öfke birikimi taþýyor.
Ama bir bakýyorsunuz, Hürriyet’in muhabiri Gülden Aydýn, bir haberin konusu olmuþ. Hadisenin öteki tarafýnýn ne dediðini soran yok.
Bikinili kýzýna saldýrmýþ beþ - on kiþi… Haþemalý ve tesettür giyimli…
Kýzý ise “Sizin yeriniz Ýran” demiþ onlara…
Anlaþýlýyor ki Gülden Aydýn’ýn bikinili kýzý haþemalý ve tesettür giyimli birilerine “Sizin yeriniz Ýran” demiþ. Bunu onlarýn açýklamalarýndan anlýyoruz. Peki ötekiler ne yapmýþ? buna dair bir itiraf var mý? Buna dair sadece Gülden Aydýn’ýn açýklamalarý var.
Þimdi “Sizin yeriniz Ýran” diyen bikinili kýzýn psikolojisini tahlil edelim.
Son zamanlarda böyleleri türetildi Türkiye’de…
Baþörtülülere, denize bir þekilde vücudunu mahrem olmayanlardan sakýnarak giren kimselere öfke ile bakan, bunlarýn memleketi Ýran’a döndüreceðini düþünen ve bunlarýn giyim kuþamýný “insan hakký” bile saymayan (Ýlhan Selçuk bunun en son þampiyonu) bir kesim türedi.
Danýþtay hakiminin cenaze törenine katýlan bir baþörtülü bayanýn, baþörtüsüzler tarafýndan nasýl cendere içine alýndýðýný ve baþýný açmak zorunda býrakýldýðýný, hatta bir kýsmýnýn, baþýný açtýktan sonra bile o bayaný oradan uzaklaþtýrdýðýný görmüþtük.
-Bu memlekette baþörtülülerin hayat hakký var mý?
-Birilerine göre sanki yok.
Böyle bakanlar ne yazýk ki baþörtülüleri üniversiteye almýyor, zaman zaman kýþlaya almýyor, zaman zaman hastaneye almýyor…. Almýyor.
Öfke kimde?
Kin kimde?
Üstelik bunu, “Baþörtülüler memleketi istila etti. Ýrtica memleketi ele geçirdi” gibi bir yalan kampanya ile birlikte yürütüyorlar.
Bu iþin bir adým ötesinde, siyasi iktidarýn memleketi Ýslami bir yönetime doðru götürdüðü iddiasýný besleme niyeti var. Oradan da, hala bir yerlerde var iseler, onlara “ne duruyorsunuz?” sinyali çakmak var.
Belki bir adým ötesinde, iktidara yönelik kuþatmayý hep diri ve canlý tutmak var. O kuþatma çerçevesinde yapýlmakta olan hukuksuzluklarý mazur gösterme çabasý var.
Ne yapýyoruz, iþte oturmuþ savunuyoruz. Bir yanda rezalet diz boyu, öte yanda biz, üç kuruþluk varlýðýmýza nasýl tahammül edilmesi gerektiðine dair diller döküyoruz.
Ayný mantýkla üniversitelerde yüzde 3 oranýnda bulunan baþörtülülerin baþörtüsüzlere baský yapabileceði gerekçesini üretip oradan yasak çýkarmadýk mý?
Tüm haþemalýlarý Ege’ye toplasanýz, bir koyu doldurur mu acaba?
Buraya, Necati Doðru’nun Vatan’da (20 aðustos) çýkan “Sürtük gazetecilik! Devrimci Pýnar!” bir yazýsýný almak istiyorum. Son zamanlardaki Türkiye gerçeðini, benim zor yazabileceðim bir üslupla anlatýyor. Haþemalýlar falan hikaye… Ýþte buralara, kadýn - erkek trafiðinin fevkalade karýþtýðý, kimin eli kimin cebinde olgusunun hakim hale geldiði, her þeyin al takke ver külah haline geldiði bir ortama sürükleniyor Türkiye…
Alýn Necati Doðru’yu “Bu nasýl Türkiye?” sorusu ýþýðýnda okuyun:

Sürtük gazetecilik! Devrimci Pýnar!

Pýnar, evrimci midir, devrimci midir? Evrim nedir, devrim nedir? Genç bir erkekle evliyken baþka bir genç erkeðin kucaðýna, yataðýna, cinsel iþtahýna koþmakla Pýnar devrimci mi olur? Pýnar, önce evrimci oldu; bir süre sinsice, gizlice, kurnazca, bin türlü hoppalýk yaparak ve “gönülsel çekim”in en yüksek tepesine çýkarak evrimciliðine çaktýrmadan devam etti, sonra “süper egosunu kalpten kalbe atlama pazarýnda satýlýða çýkartýp, libidosundaki cinsellik yanardaðýnýn patlamasýyla egosuna yenilerek” devrimciliðe mi atladý?

Pýnar, kiraz dudaklý…

Dürdâne diþli…

Ýri ahu gözlü…

Uzun sýrma saçlý….

Boylu boslu olmasaydý…

Bodrum denizinin tuzu ve güneþinin yanýðýyla dirileþmiþ arzu dolu, iþtah dolu, seks dolu, göbeðini dýþarda býrakan düþük bel pantolonla sürtük kovalama gazetecilerinin (paparazzi) sýkça dolaþtýðý pahalý mekânlarda “üvey oðlu rolünü oynayan genç oðlanla” yakalanmamýþ olsaydý, devrimci olabilecek miydi?

Her þey bulaþýcý!

Güzelik de…

Kötülük de…

Ýyilik de..

Sürtüklük de bulaþýcý.

Para þýmarýðý zenginlerin dolaþtýðý mekânlarda sürtük kovalayan gazeteciliðe sürtüklük bulaþtý. Bir haftadýr gazetelerin manþetine Pýnar’ýn vitaminle beslenmiþ damýzlýk görüntüsü veren genç oðlanlarýn birinin koynundan çýkýp öbürünün gönlüne yerleþmesini ve bunu da; “Ben özgür bir kadýným” diye dillendirerek asbestli bir tabakta topluma sunmasýný “Devrimci Pýnar” diye yazdýlar.

Gazetecilik de sürtükleþti!

Kadýnlarý Pýnar’a özendiriyor.

Pýnar’a teþekkür.

Kaya’ya teþekkür.

Aldattýðý karýsýný 10 milyon dolar nafakayý bir kalemde ödemeyi kabul edip boþayan iþadamý Cem’e de devrim yaptýðý için teþekkür. Porno kasete düþen televizyoncu Ali’ye de devrimi gerçekleþtirdiði için teþekkür. TV ekranýnda gerzek gerzek sýrýtarak arkadaþýnýn donunu indiren ve pipisini milyonlarca insana gösteren Mehmet Ali’ye de yaptýðý devrimden ötürü teþekkür…

Hülya’ya, Seda’ya, Güzide’ye, Ergen’e, Bergen’e teþekkür yazýyorlar.

Sürtük gazetecilik patladý.

Kadýn olarak dünyaya gelinmez, kadýn olunur, kadýndan da hanýmefendi olunur gerçeðini atlayarak; “gönül damarý” çatlamýþ Pýnar’ý dizisinde oynatan “sinema sanatýnýn rejisörlüðü” de tuhaflaþtý. Rejisör de, “Pýnar devrimini yaptý, bütün kadýnlar da yapsýn” diyerek “deyyus toplum olmamýzý” özendiriyor.

Pýnar’ýnki nasýl bir devrim?

Saray devrimi mi?

Kültür devrimi mi?

Proleterya devrimi mi?

Burjuva devrimi mi?

Deyyusluk devrimi mi?

Tüküreyim devriminizin içine…

http://www.sonsaniye.net/haber5628.htm

Posted by alara aslihanin annesi at 15:04:53 | Permalink | No Comments »

Friday, August 11, 2006

new orleans…

Dun New Orleansin Irak’a en cok asker gonderen yer oldugunu ogrendim, sonrasinda gecen yil o bolgede yasanan felaket geldi aklima, ilginc degilmi!! bu orda yasananlara sevindigim anlamina gelmez bilakis coook uzuldum, cunku TV’lerden yansiyan goruntu hic hos degildi, insanlar ac susuz, elekriksizdi, ayni irak gibi yani…..Kainatta ve su dunya yasantimizda hic bir sey tesaduf degildir, olsa olsa tevafuktur…

Gecenlerde TV’de bi program izliyorum, ismi “a wedding story” severim boyle gelinli damatli programlari, gelin hanimin yuzune bakinca anladim hemen yahudi, cunku NY’ta onlardan cok var ve amerikanin neresinde yasarlarsa yasasinlar artik gordugum kimsenin hangi irk a ait oldugunu cikarabilme yetenegine buyuk olcude ulastim hamdolsun,herneyse mevzuya geceyim, cocuk yahudi degil, ama kiyilan nikah yahudi nikahi ve nikahin gerceklesebilmesi icin yeminin son kismi israilin selametini devam ettirmek uzere yemnin ederek bitiyor…Iste ihlas boyle bisi, Davalrinda gosterdikleri ihlas, samimiyet ve caba onlari suan dunyada soz sahibi insan ve millet haline getiriyor, nufuslari nekadar az olsada… amerikada ben hemen hemen hic bir magza bilmiyorumki yahudi ye ait olmasin, yani istesenizde bu insanlara bi ambargo yapamiyorsunuz, cunku en kalitesi en guzeli o magzalarda, hatta bile bile israile aktigini kazanclarin bi bolumunun yinede aliyorsunuz…yalniz burda dikkat edilcek seylerden biri, hangimiz ulkemize kazancimizdan verebiliriz, ulkemiz kalkinsin daha guzel gunlere erelim, dah guclu olalim diye, ama bu millet oyle bi millet, oyle davalarinda ihlas ve samimiyete sahip bi millet, hak da olmasa haklarida olmasa iste, herseyi kendi cikarlarina kullanan, istedigini vuran istedigini kiran bi millet, Allah islah etsin!!!bizlerede birlik ve beraberlikversin, Riza-i Ilahi’den bzileri ayirmasin ins…

Posted by alara aslihanin annesi at 05:33:24 | Permalink | No Comments »