Wednesday, August 23, 2006

Hasema

Haþema - Bikini
Ege sahillerinde acaba kaç koyda haþemalý ve tesettür giysileri içinde denize giren insanlar vardýr?
Ya Karadeniz sahillerinde?

Sanki bütün koylar haþemalýlar tarafýndan istila edilmiþ de, oraya tesadüfen yolu düþen bikinililerin canýna okunuyor…
Paparazzi kanallarý, televole programlarý haþemalýlarýn peþinde?
Haber kanallarý haþemalýlardan çekilen görüntülerle dolu!?
Nerede?
Hiçbir yerde…
Bakýn tv’lerin akþam haber kuþaklarýna, hava sýcaklýðý ile iglili bütün haberler, Ege ya da Karadeniz sahillerinden çekilen Et - Balýk Kurumu görüntüleri ile dolu. Beach Club görüntüleri küçük yaþta kýz - erkeklerin çýlgýnlýklarýný yansýtýyor. “Yaz aþklarý” denen çürümüþlük örnekleri, tv kanallarýndan memleketin en ücra köþelerine, üstelik yaz sýcaðýnda iþten kavrulan dünyalara bir öfke birikimi taþýyor.
Ama bir bakýyorsunuz, Hürriyet’in muhabiri Gülden Aydýn, bir haberin konusu olmuþ. Hadisenin öteki tarafýnýn ne dediðini soran yok.
Bikinili kýzýna saldýrmýþ beþ - on kiþi… Haþemalý ve tesettür giyimli…
Kýzý ise “Sizin yeriniz Ýran” demiþ onlara…
Anlaþýlýyor ki Gülden Aydýn’ýn bikinili kýzý haþemalý ve tesettür giyimli birilerine “Sizin yeriniz Ýran” demiþ. Bunu onlarýn açýklamalarýndan anlýyoruz. Peki ötekiler ne yapmýþ? buna dair bir itiraf var mý? Buna dair sadece Gülden Aydýn’ýn açýklamalarý var.
Þimdi “Sizin yeriniz Ýran” diyen bikinili kýzýn psikolojisini tahlil edelim.
Son zamanlarda böyleleri türetildi Türkiye’de…
Baþörtülülere, denize bir þekilde vücudunu mahrem olmayanlardan sakýnarak giren kimselere öfke ile bakan, bunlarýn memleketi Ýran’a döndüreceðini düþünen ve bunlarýn giyim kuþamýný “insan hakký” bile saymayan (Ýlhan Selçuk bunun en son þampiyonu) bir kesim türedi.
Danýþtay hakiminin cenaze törenine katýlan bir baþörtülü bayanýn, baþörtüsüzler tarafýndan nasýl cendere içine alýndýðýný ve baþýný açmak zorunda býrakýldýðýný, hatta bir kýsmýnýn, baþýný açtýktan sonra bile o bayaný oradan uzaklaþtýrdýðýný görmüþtük.
-Bu memlekette baþörtülülerin hayat hakký var mý?
-Birilerine göre sanki yok.
Böyle bakanlar ne yazýk ki baþörtülüleri üniversiteye almýyor, zaman zaman kýþlaya almýyor, zaman zaman hastaneye almýyor…. Almýyor.
Öfke kimde?
Kin kimde?
Üstelik bunu, “Baþörtülüler memleketi istila etti. Ýrtica memleketi ele geçirdi” gibi bir yalan kampanya ile birlikte yürütüyorlar.
Bu iþin bir adým ötesinde, siyasi iktidarýn memleketi Ýslami bir yönetime doðru götürdüðü iddiasýný besleme niyeti var. Oradan da, hala bir yerlerde var iseler, onlara “ne duruyorsunuz?” sinyali çakmak var.
Belki bir adým ötesinde, iktidara yönelik kuþatmayý hep diri ve canlý tutmak var. O kuþatma çerçevesinde yapýlmakta olan hukuksuzluklarý mazur gösterme çabasý var.
Ne yapýyoruz, iþte oturmuþ savunuyoruz. Bir yanda rezalet diz boyu, öte yanda biz, üç kuruþluk varlýðýmýza nasýl tahammül edilmesi gerektiðine dair diller döküyoruz.
Ayný mantýkla üniversitelerde yüzde 3 oranýnda bulunan baþörtülülerin baþörtüsüzlere baský yapabileceði gerekçesini üretip oradan yasak çýkarmadýk mý?
Tüm haþemalýlarý Ege’ye toplasanýz, bir koyu doldurur mu acaba?
Buraya, Necati Doðru’nun Vatan’da (20 aðustos) çýkan “Sürtük gazetecilik! Devrimci Pýnar!” bir yazýsýný almak istiyorum. Son zamanlardaki Türkiye gerçeðini, benim zor yazabileceðim bir üslupla anlatýyor. Haþemalýlar falan hikaye… Ýþte buralara, kadýn - erkek trafiðinin fevkalade karýþtýðý, kimin eli kimin cebinde olgusunun hakim hale geldiði, her þeyin al takke ver külah haline geldiði bir ortama sürükleniyor Türkiye…
Alýn Necati Doðru’yu “Bu nasýl Türkiye?” sorusu ýþýðýnda okuyun:

Sürtük gazetecilik! Devrimci Pýnar!

Pýnar, evrimci midir, devrimci midir? Evrim nedir, devrim nedir? Genç bir erkekle evliyken baþka bir genç erkeðin kucaðýna, yataðýna, cinsel iþtahýna koþmakla Pýnar devrimci mi olur? Pýnar, önce evrimci oldu; bir süre sinsice, gizlice, kurnazca, bin türlü hoppalýk yaparak ve “gönülsel çekim”in en yüksek tepesine çýkarak evrimciliðine çaktýrmadan devam etti, sonra “süper egosunu kalpten kalbe atlama pazarýnda satýlýða çýkartýp, libidosundaki cinsellik yanardaðýnýn patlamasýyla egosuna yenilerek” devrimciliðe mi atladý?

Pýnar, kiraz dudaklý…

Dürdâne diþli…

Ýri ahu gözlü…

Uzun sýrma saçlý….

Boylu boslu olmasaydý…

Bodrum denizinin tuzu ve güneþinin yanýðýyla dirileþmiþ arzu dolu, iþtah dolu, seks dolu, göbeðini dýþarda býrakan düþük bel pantolonla sürtük kovalama gazetecilerinin (paparazzi) sýkça dolaþtýðý pahalý mekânlarda “üvey oðlu rolünü oynayan genç oðlanla” yakalanmamýþ olsaydý, devrimci olabilecek miydi?

Her þey bulaþýcý!

Güzelik de…

Kötülük de…

Ýyilik de..

Sürtüklük de bulaþýcý.

Para þýmarýðý zenginlerin dolaþtýðý mekânlarda sürtük kovalayan gazeteciliðe sürtüklük bulaþtý. Bir haftadýr gazetelerin manþetine Pýnar’ýn vitaminle beslenmiþ damýzlýk görüntüsü veren genç oðlanlarýn birinin koynundan çýkýp öbürünün gönlüne yerleþmesini ve bunu da; “Ben özgür bir kadýným” diye dillendirerek asbestli bir tabakta topluma sunmasýný “Devrimci Pýnar” diye yazdýlar.

Gazetecilik de sürtükleþti!

Kadýnlarý Pýnar’a özendiriyor.

Pýnar’a teþekkür.

Kaya’ya teþekkür.

Aldattýðý karýsýný 10 milyon dolar nafakayý bir kalemde ödemeyi kabul edip boþayan iþadamý Cem’e de devrim yaptýðý için teþekkür. Porno kasete düþen televizyoncu Ali’ye de devrimi gerçekleþtirdiði için teþekkür. TV ekranýnda gerzek gerzek sýrýtarak arkadaþýnýn donunu indiren ve pipisini milyonlarca insana gösteren Mehmet Ali’ye de yaptýðý devrimden ötürü teþekkür…

Hülya’ya, Seda’ya, Güzide’ye, Ergen’e, Bergen’e teþekkür yazýyorlar.

Sürtük gazetecilik patladý.

Kadýn olarak dünyaya gelinmez, kadýn olunur, kadýndan da hanýmefendi olunur gerçeðini atlayarak; “gönül damarý” çatlamýþ Pýnar’ý dizisinde oynatan “sinema sanatýnýn rejisörlüðü” de tuhaflaþtý. Rejisör de, “Pýnar devrimini yaptý, bütün kadýnlar da yapsýn” diyerek “deyyus toplum olmamýzý” özendiriyor.

Pýnar’ýnki nasýl bir devrim?

Saray devrimi mi?

Kültür devrimi mi?

Proleterya devrimi mi?

Burjuva devrimi mi?

Deyyusluk devrimi mi?

Tüküreyim devriminizin içine…

http://www.sonsaniye.net/haber5628.htm

Posted by alara aslihanin annesi at 15:04:53 | Permalink | No Comments »


stv
Video sent by arzuc
Mukaddes emanetler kitabinin web sayfasindan ulastigim linki, video olarak bloguma koymayi daha uygun gordum, aslinda Topkapi Sarayindaki Mukaddes Emanetlerin fotograflarini koyup, kandil aksamindan aklimda kalan bilgileri yanlarina ilistirecektim,  fakat esim bazi seyleri yanlis yada eksik hatirlayabilirsin diyip o nedenle yazmamam tavsiyesinde bulununca bende ona hak verdim ve hic degilse programin icerigini az cok ihtiva eden bu roportaji sizlerle paylasiyorum….
Posted by alara aslihanin annesi at 00:07:16 | Permalink | No Comments »

Friday, August 11, 2006

new orleans…

Dun New Orleansin Irak’a en cok asker gonderen yer oldugunu ogrendim, sonrasinda gecen yil o bolgede yasanan felaket geldi aklima, ilginc degilmi!! bu orda yasananlara sevindigim anlamina gelmez bilakis coook uzuldum, cunku TV’lerden yansiyan goruntu hic hos degildi, insanlar ac susuz, elekriksizdi, ayni irak gibi yani…..Kainatta ve su dunya yasantimizda hic bir sey tesaduf degildir, olsa olsa tevafuktur…

Gecenlerde TV’de bi program izliyorum, ismi “a wedding story” severim boyle gelinli damatli programlari, gelin hanimin yuzune bakinca anladim hemen yahudi, cunku NY’ta onlardan cok var ve amerikanin neresinde yasarlarsa yasasinlar artik gordugum kimsenin hangi irk a ait oldugunu cikarabilme yetenegine buyuk olcude ulastim hamdolsun,herneyse mevzuya geceyim, cocuk yahudi degil, ama kiyilan nikah yahudi nikahi ve nikahin gerceklesebilmesi icin yeminin son kismi israilin selametini devam ettirmek uzere yemnin ederek bitiyor…Iste ihlas boyle bisi, Davalrinda gosterdikleri ihlas, samimiyet ve caba onlari suan dunyada soz sahibi insan ve millet haline getiriyor, nufuslari nekadar az olsada… amerikada ben hemen hemen hic bir magza bilmiyorumki yahudi ye ait olmasin, yani istesenizde bu insanlara bi ambargo yapamiyorsunuz, cunku en kalitesi en guzeli o magzalarda, hatta bile bile israile aktigini kazanclarin bi bolumunun yinede aliyorsunuz…yalniz burda dikkat edilcek seylerden biri, hangimiz ulkemize kazancimizdan verebiliriz, ulkemiz kalkinsin daha guzel gunlere erelim, dah guclu olalim diye, ama bu millet oyle bi millet, oyle davalarinda ihlas ve samimiyete sahip bi millet, hak da olmasa haklarida olmasa iste, herseyi kendi cikarlarina kullanan, istedigini vuran istedigini kiran bi millet, Allah islah etsin!!!bizlerede birlik ve beraberlikversin, Riza-i Ilahi’den bzileri ayirmasin ins…

Posted by alara aslihanin annesi at 05:33:24 | Permalink | No Comments »

Wednesday, August 9, 2006

unutmayalim bunlari!!!!

DIŞ HABERLER 09.08.2006  ÇARŞAMBA
Katliam bitmiyor!

İsrail ordusunun 29 gündür sürdürdüğü asker-sivil ayrımı gözetmeyen acımasız bombardımanının geride bıraktığı enkazlardan ‘ceset fışkırmaya’ devam ediyor.

Masum bir çocuğun cesedi, Beyrut’un güneyindeki Şiyye semtinde 13 kişiye mezar olan binadan böyle çıkarıldı.

09.08.2006

 

Fotografa baktikca kahroluyorum yoksa arsivde olsun diye koymuslugum yok, Allahim bu ne zulumdur…inaniyorum ihmal etmiyorsun, muhlet veriyorsun, zalimleri cetin bi azaba tabi tutacak sensin Ya Rab!!!

Posted by alara aslihanin annesi at 01:26:24 | Permalink | Comments (4)

Saturday, August 5, 2006

Müşerref’i ağlatan Türk kızına ‘Devlet Madalyası’

Müşerref’i ağlatan Türk kızına ‘Devlet Madalyası’

Bileziğini depremzedelere göndererek Pakistan’da büyük yankı uyandıran 7 yaşındaki Ervan Yalçın’a madalyasını Devlet Başkanı Pervez Müşerref verdi. Tören sırasında Müşerref gözyaşlarını tutamadı.

Pakistan’da geçen yıl 8 Ekim’de meydana gelen depremden sonra başlatılan yardım kampanyasına bileziğinin gönderen Türk kızı Ervan Yalçın (7), Pakistan Milli Meclisi tarafından Sitar-e Esar (Fedakarlık) Madalyası ile ödüllendirildi. Pakistan’ın en değerli madalyası olarak bilinen Sitar-e Esar’ı Yalçın’a bizzat Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref tarafından takıldı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen tören sırasında Müşerref’in gözyaşlarını tutamadığı görüldü.

KÜRSÜYE TEK BAŞINA ÇIKTI

Törenin en dikkat çekici anonsu tüm davetlileri şaşırttı. İstanbul’da oturan ilkokul 2. sınıf öğrencisi 7 yaşındaki Ervan Yalçın madalyasını almak için kürsüye tek başına geldi. Ellerinde Pakistan ve Türk bayrağı olan Ervan ile Müşerref, Türkçe konuştu ve Ervan’ı kollarının arasına alarak kameralara poz verdi. Söylemek istediğin bir şey var mı sorusu karşısında Ervan: “Cive Pakistan” diyerek karşılık verdi. Ödülü alanlar içerisinden sadece Ervan Yalçın’a gösterdiği fedakârlıktan dolayı 5 bin dolar ödül verildi.

EN KIYMETLİ EŞYAN NEYSE ONU VER

Madalyasını aldıktan sonra annesi ve babasının yanına giden Ervan, “Depremden sonra öğretmenimiz sınıfımızdaki arkadaşlarımızdan Pakistanlı kardeşlerimiz için ne yapabileceğimizi sordu. O akşam eve geldiğimde anneme Pakistanlı kardeşlerimize ne gönderebilirim diye sordum. Annemde kızım senin en kıymetli şeyin ne ise onu ver dedi. O gece doğum günümde babamın hediye ettiği altın bileziğimi vermeyi düşündüm. Ertesi gün bileziğime annem kurdale bağladı. Ben de bileziği getirerek öğretmenimize verdim. Öğretmenim bu değerli yardımı Kızılay yetkililerine ulaştıracağım dedi ve sonra bizi buraya çağırdılar” diye konuştu. Pakistan Meclisi depremde yardıma koşanlara madalya verilmesini kararlaştırmıştı.

  • İSLAMABAD

Pakistan lideri törende duygusal anlar yaşadı

Törenin açılışında konuşan Müşerref , deprem sonrasında Pakistan halkının yanında olan herkese teşekkür etti. Bu günün kendisi ve Pakistan halkı için önem taşıdığını kaydeden Müşerref, Allah’tan böylesine büyük bir afeti ülkesine bir daha yaşatmaması duasında bulundu. Törenin duygulu bir atmosferde gerçekleştiği gözlendi. Tören sırasında hayatını kaybeden TOKİ personeli Mühendis Ufuk Arslan’ın babasının kürsüye davet edilmesi sırasında Müşerrefin gözlerinin yaşardığı gözlendi. Baba Hasan Hüseyin Arslan’a madalyasının verilmesinin ardından baba Arslan dakikalarca ayakta alkışlandı.

Ervan’ın bileziği müzede sergileniyor

Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, 7 yaşındaki Ervan’ın gönderdiği bilezikten çok etkilenmiş, gönderilen bileziğin fotoğrafını cumhurbaşkanlığı internet sitesinden bütün dünyaya yayınlamıştı. 8 Ekim depreminden sonra Ervan’ın gönderdiği bilezik Pakistan Türkiye dostluğunun bir sembolü olarak Cumhurbaşkanlığı Müzesinde sergileniyor. Sitar-e Esar Madalyası Türkiye’den 3 sivil toplum kuruluşunun yanı sıra 3 kişiye daha verildi

Posted by alara aslihanin annesi at 22:27:13 | Permalink | No Comments »

Cocuklari kucuk kursunla oldururler degilmi anne?


Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?


AKP Sakarya Milletvekili Dr. Süleyman Gündüz Filistin’den yeni döndü. Batı Şeria ve Gazze’deki gözlemlerini aktardı. Önümüzdeki günlerde de Lübnan’a gidecek.
Dr. Gündüz, sınır tanımayan doktorlar gibi bir gönüllü kuruluşu olan “Yeryüzü Doktorları”nın üyesi. Filistin’e de Lübnan’a da bu kimliğiyle gidiyor ve acil insani yardım sağlanması için çaba gösteriyor.
Dr. Gündüz, savaşların en çok çocukları mağdur ettiği gerçeğini Batı Şeria’da ve Gazze’de bir kez daha gördüğünü belirttikten sonra, yıllar önce Balkanlar’da Srebrenica katliamı sonrasında yaşadığı bir anısını aktardı.
4 yaşında bir çocuğun mezarı başındaki annesi, Dr. Gündüz’e, çocuğunun ölmeden önce yönelttiği soruyu aktarmış.
“Anne” diyormuş çocuk, “Askerler çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi?”
“İşte, çocuk gözünde savaş gerçeği bu” diyor Süleyman Gündüz ve devam ediyor:
“Çocuk ölümü kabullenmiş de bari kurşun küçük olsa diyor aslında. Büyük kurşunun daha fazla acıtacağını düşünüyor belki de…”
Şimdi aynı soru Filistinli, Lübnanlı çocukların kafalarından geçiyor olmalı.

Acil sağlık köprüsü
Gündüz, Gazze’deki, Batı Şeria’daki gözlemlerini Başbakan Erdoğan’a aktarmış durumda.
Gündüz, Gazze’nin bir açık cezaevi haline getirildiğini vurguluyor. Bu koşullardan en fazla çocukların etkilendiğini ekliyor.
İsrail’in Kana saldırısıyla 37’si çocuk, onlarca sivilin ölümüne neden olmasını kınarken, Batı Şeria’da ve Gazze’de de her gün çocukların öldüğünü şöyle aktarıyor:
“Gazze’de de Batı Şeria’da da her gün çocuklar ölüyor. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi, elektriksizlik. Elektrik yok. Ameliyatlar yapılamıyor. İlaç yok, tıbbi malzeme yok. Diyalize giremiyorlar ve çocuklar ölüyor. Acilen Gazze ile bir hava köprüsü kurulması lazım. Bu çocukların, hastaların taşınması lazım. Bu düşüncemi ve isteğimi Sayın Başbakan’a da ilettim.”

Üç istek
Dr. Gündüz, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan için acil üç isteği dile getiriyor:
1- Sağlık amaçlı hava köprüsü kurulması,
2- Rehabilitasyon yardımı ve tıbbi malzeme ulaştırılması,
3- İnsani yardım koridorlarının kurulması.
Gündüz’e göre Türkiye bunların sağlanması için elinden geleni yapmalı ve uluslararası toplumu da harekete geçirmeye çalışmalı. Bölgede Türkiye’den beklenti büyük. Ankara da bunun farkında.

Türkiye’ye güven
Dr. Gündüz, gönüllü doktorların ve diğer sağlık elemanlarının kendi olanakları ve inisiyatifleriyle yardım etmeye çalıştıklarını, ancak uluslararası toplumun insani yardım konusunda daha etkin ve hızlı davranması gerektiğine işaret ediyor.
Gündüz’ün bir gözlemi de çok zor koşullardaki bu insanların Türkiye’ye büyük güven duydukları. Hem insani yardım ulaştırılmasında hem de saldırıların durdurulmasında Ankara’nın çok etkili olacağı inancının yaygın olduğu.

fbila@milliyet.com.tr

Posted by alara aslihanin annesi at 22:25:42 | Permalink | No Comments »

Friday, August 4, 2006

dun….

Dun…

 Esime biraz latife biraz sitemle; gunluk gelen bi Turk gazetemiz oldugunu fakat evin beyi tarafindan her sabah ise giderken alinip arabada birakildigini ve bi daha eve getirilmedigini soyledim….hani ertesi gun icin bi hatirlatmaydi sozum…

Azizse soyle dedi….

-Arzu, savasa dair oyle feci fotograflar varki, benim kalbim dayanmiyor bakamiyoum, sen hic bakamazsin, o yuzden hergun gazeteyi arabada birakiyorum….

bense

-bunun iyi bi kandirma oldugunu soyledim, fakat baktim saka yapmiyor…cok uzuldum, hemde coook, haberleri hemen hergun dinliyorum, ama tabi burdaki medyada malum,kimse soylemiyor bebeklerin ,cocuklarin oldugunu…. ama inaniyorum Rabbim haklarinda ve hakkimizda en hayirlisini bilen, hikmet sahibi olan, muhlet veren….

Posted by alara aslihanin annesi at 03:50:42 | Permalink | No Comments »

Friday, June 16, 2006

Efendimiz’in (sas) vefatından iki gün önce yaptığı son konuşma!..

Ahmed Sahin

Efendimiz’in (sas) vefatından iki gün önce yaptığı son konuşma!..

Bugün 8 Haziran… Miladi takvime göre Efendimiz (sas) Hazretleri’nin 632’de Medine’de vefat ettiği gündür.

(Kainattaki zerrelerin sayısınca salat-ü selam olsun O’nun yüce Zatına, âl ve ashabına…) İki cihanın fahr-i ebedisi Medine’de 13 gün süren ateşli hastalığının şiddetlendiği on birinci gününde mescidine çıkar ve en mühim son konuşmasını yapar. Acaba O’nun âlemindeki en mühim konular nelerdi? Neleri anlatacaktı bu son konuşmasında yönettiği halkına?.. Bu mühim konuşmayı takdimden önce o günkü dünyanın iki büyük devletindeki halk ile yönetici münasebetine (mukayese için) bir göz atalım. Sonra bu eşsiz örneğin üzerinde düşünme imkanı bulmuş olalım…

O günkü dünyanın iki büyük devletinden biri olan İran’ın ateşperest hükümdarı, koyduğu vergileri anlatmak için halkına konuşurken, fakirin birinin şöyle bir feryadına muhatap olur:

-Efendimiz, susuz araziden de vergi alacağım, diyorsunuz. Kurak arazide yaşayan fakir, yağmur yağmazsa mahsul vermeyen araziden ne gelir elde edecek ki size vergi versin?..

Halkın içinde isyan teşvikçiliği yaptığı gerekçesiyle İran hükümdarı, zavallı fakiri kalabalığın gözleri önünde ateşe attırarak yaktırmaktan çekinmez, kimse de buna karşı çıkma cesaretini kendinde göremez.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi olan Bizans’ta, yani İstanbul’da da durum farklı değildir. İmparator, Süleyman aleyhisselamı geçmek iddiasıyla inşasına başlattığı Ayasofya kilisesinde ülkesinin halkını karın tokluğuna çalıştırıyordu. Bu cebrî çalışmaya katılmak istemeyenler ise Sultanahmet Meydanı’ndaki o günkü hipodromda yağız atların kuyruğuna bağlanarak paramparça ettiriliyor, karın tokluğuna çalışmak istemeyen halka böylece gereken ders verilmiş oluyordu.

İşte o günkü iki büyük devletin yönetiminin halka karşı uygulaması böyle idi…

Şimdi bir de aynı günlerde Müslümanların Medine’de yaşadıkları yönetimle halk münasebetine bir göz atalım. Bakalım onlar nasıl bir yönetim örneği yaşıyorlardı?..

Efendimiz (sas) Hazretleri vefatından iki gün önce halka hitap ettiği son hutbesinde bakın onlarla nasıl bir gönül birliği sağlamayı düşünüyor, ne türlü bir titizlikle helallik istiyordu?

-Ey insanlar! Yönetiminizde bulunduğum ilk günden bugüne gelinceye kadar kimin sırtına bir kamçı vurmuşsam işte sırtım gelsin o da bana vursun!.. Kimin kalbini kıracak bir söz söylemişsem işte kalbim, gelsin o da bana aynı sözü söylesin!.. Kimin bir dirhem hakkını almışsam işte malım, gelsin o da benden hakkını alsın!..

Sadece bu teklifle kalmıyor, isteklerine şu ikazları da ekliyordu: Sakın içinizden biriniz demesin ki, hakkımı isteyecektim; ama Resulullah’ın darılacağından korktum da isteyemedim. Şunu kimse unutmasın ki, benim inancımda hakkını isteyene darılmak yoktur. Hatta benim en çok sevdiğim kimse, benden hakkını alan yahut da helal eden kimsedir. Ancak bu suretle Rabb’imin huzuruna üzerimde kul hakkı olmadan çıkabilirim! Bu sırada dinleyenlerden biri ayağa kalkarak: Ya Resulallah, der, öyle ise benim zatınızda üç dirhem alacağım var, onu istiyorum!.. ‘Borcum nereden kaldı hatırlatır mısın?’ sorusuna adam şu cevabı veriyor: Size çölden gelen bir fakir yardım istemişti de, sizde bulunmadığından emriniz üzerine ben vermiştim üç dirhemi. İşte onu talep ediyorum. Bu hatırlatmadan sonra Efendimiz’in (sas) cevabı aynen şöyle olur: Amcamın oğlu Fazlı! Borcum sabit olmuştur, hemen öde, beni kul hakkından kurtar!..

Evet… Vefatından iki gün önceki son konuşmasında böyle helalleşiyor, böyle örnek oluyordu demokrasi dünyasındaki tüm yöneticilere ve halka… Acaba bu hedefe 21. asrın insanı bugün varabilmiş, yöneticilerle halk böyle bir demokrasi örneğiyle kucaklaşıp helalleşebilmişler mi?.. Yoksa ufukta bu örnek mi var, varabilirse oraya varacak, nefesi yeterse orada mı karar kılacak?..

08.06.2006

 

***zaamn gazetesinden alinmis bir yazidir….

Posted by alara aslihanin annesi at 22:37:38 | Permalink | No Comments »

Sunday, June 11, 2006

Anneler gunu uzerine bir yazi….

 

***gecikmis bir zaman ama yinede paylasmak istedim,

Anneler Günü — Fatma K. Barbarasoglu —16 mayis 2006

Sabah namazýndan sonra gün aðarýncaya kadar tesbih çeker, sonra bir bardak süt içip yatardý. O gün yatmadý. Belki gelirler diye düþündü. Bu sene gelirler herhalde.Torunlarýnýn her biri için ayrý bir menü hazýrladý. Puf böreði, mercimek köftesi,ýspanaklý kol böreði. Hýzýný alamýyordu bir türlü.Bunlarý yapmak deðildi mesele “sunmak” idi. Oðlu eline saðlýk anneciðim dese bir müddet sonra gelini yapmanýn önemli olmadýðýný, asýl önemli olanýn “sunum” olduðunu söylüyordu. Sunum kýsmýnda kafasý karýþýyordu.

Esasýnda kafasýnýn artýk her konuda karýþýk olduðunu düþünüyordu.Hayata ayak uyduramadýðýný. Bu gün de uyduramayacaktý. Ama bir gayret belki uydururum diye düþünmüþtü iþte.Ýlk okuldayken Anneler günü için çocuklarýnýn erkenden kalktýðýný, kahvaltý hazýrladýklarýný, bir taraftan þiir okuyup bir taraftan þarký söylediklerini hatýrlýyor. Çok mutlu olurdu. Boyun büküp “paramýz olsaydý sana þunlarý almak isterdik diye hayallerindeki hediyeleri sayardý.”

“A benim güzel yavrularým ” derdi kadýn. Sizden ala hediye mi gerek bana.”

Sonra büyüdüler. Kýzý “proletaryanýn anneler günü neyine” diye oðlu “anneler günü bid’attýr” diye konuþur oldu. Proletarya kimdi? O kýzý mühendis çýkacak zannediyordu.Mühendis çýkmadý.Okulunu ikinci sýnýfta býraktý.Babasýnýn öldüðü yýl. Evleri yangýn yerine dönmüþtü. Hem hayat arkadaþýný kaybetmiþti hem de iki çocuðunu. Çocuklarý hem kendine hem birbirlerine yabancý idiler. Hiç olmazsa annelerine yabancý olmasa idiler aralarýnda köprü olabilirdi. Olamadý.

Oðlu beðenmediði birisinden bahsedecek olsa ” Annem gibi geleneksel Müslüman iþte” diyordu dudak büküp.

Ne annelerine gidip geliyorlardý ne birbirlerine.Ayný þehirde birbirlerine deyip dokunmadan yaþýyorlardý. Hayat arkadaþýndan geriye kalan tekavüt maaþý da olmasa aç yatsa bile arayan olmayacaktý.

Kýzý düðün yapmam ben dedi. Yapmasýndý. Damadý “tanýdý” sadece.Damadýn anne ve babasýný ise formalite icabý gelinmiþ bir akþam ziyaretinde gördü.”Biz birbirimizle evlendik ailelerimizle deðil.”

Aðabey kýz kardeþinin düðününe gitmedi. Kendi düðününe ise davet bile etmedi. Annesi oðlunun düðününe bir yabancý gibi gitti. Sevmedi o hiç düðüne benzemeyen düðünü. Sesini çýkarmadý fakat. Gelinin kendisine yol yordam öðreten tavýrlarýný sineye çekti. Birbirlerini sevsinler, beni sevmese de olur deyip sabretti.

Sonra birden ne olduysa oldu. Kardeþlerin arasý düzeldi. Birlikte iþ yeri kurdular. Evlerini arabalarýný deðiþtirdiler.Tatillere yurt dýþýna gitmeye baþladýlar. Çocuklarýný yurt dýþýna yaz okuluna göndermeye. Artýk re kýzý “proletarya’nýn …neyine!” diyordu ne de oðlu “Bizim dinimizde bu yoktur bid’attýr” .

Her þey deðiþti.Her türlü alýþkanlýklarý.Yýllar sonra sadece çocuklarýnýn deðil kendi doðum günleri için bile büyük “partiler” düzenlediler. Evlilik yýldönümleri,sevgililer günü…Bir tek anneler gününü kutlamama alýþkanlýklarý deðiþmedi.

Sabah erkenden ikisini de telefonla aradý kadýn.Cevap vermiyordu. Yoldalar geliyorlar, bana sürpriz yapacaklar diye düþündü.Öðlen oldu gelen olmadý. Akþam oldu gelen olmadý. Önce baþlarýna bir kaza bela gelmesin sakýn diye içine bir kurt düþtü. Sonra cep telefonlarýndan aradý her ikisini de.”N’oldu? Anne ne oldu?” diye panik yapmalarýndan kendisine doðru hiç “yönelmediklerin” fark etti.”Yok bir þey bu bana aldýðýnýz aleti hiç öðrenemedim.Yanlýþlýkla bastým her halde” dedi.”Kusura bakmayýn rahatsýz ettim.”

Heyecanla kurmuþ olduðu sofrayý, gözyaþlarýyla topladý.Saklama kaplarýný çýkardý.Masadakileri yavaþça yerleþtirdi. Sokakta yatan adamýn yanýna býrakýp gelecekti.

Aþaðýya indiðinde adamýn her zamanki köþede olmadýðýný fark etti.Elindekileri ne yapsýndý! Bir canlýnýn kursaðýnda bitsin istiyordu onca emek. Kaðýt toplayan çocuðu gördü. Ýsli yüzünde cam gibi parlayan gözleriyle kendisine bakýyordu.Yaralý ceylan bakýþý.”Evladým” dedi.Yanlýþ anlamaz isen bunlarý sana hediye etmek istiyorum. Kaplarý da sen de kalsýn. Arkadaþlarýna da verirsin.”

Çocuk kadýna baktý. Hayatýnda hiç bu kadar ýþýklý bir yüz görmemiþti. Niye yanlýþ anlasýndý! Tertemiz kaplar içinde ilk defa birisi kendisine yiyecek veriyordu.Nasýl teþekkür edeceðini bilemedi.

Elini öpmek isterdi kadýnýn. Ama kirli dudaklarýný o ýþýltý tene nasýl deðdirsin.Hem kadýn kýzardý. Haddini bil derdi. Durduk yere kýrgýnlýk olurdu.”Anneler gününüz kutlu olsun” dedi.”Ben annemi hiç görmedim.”

Kadýn aðlamamak için, oracýkta tozun topraðýn içine karýþacak kadar daðýlmamak için, hüzne teslim olmamak için çocuða tek bir laf edemeden yürüdü gitti.

Ýki evladýný birden kalbinden sildiði akþamdý.

Posted by alara aslihanin annesi at 19:04:51 | Permalink | No Comments »

20-month-old’s social and emotional development: Terrible twos preview

He may not have the vocabulary to carry on a conversation just yet, but don’t be surprised if your toddler starts to mimic your telephone style with his own toy phone. You may also catch him imitating the way you act behind the wheel of the car, preparing meals, or cleaning the house. This copy-cat behavior can be charming or potentially embarrassing. Pay extra attention to your own language and behavior, so you don’t inadvertantly teach him something you’d rather not see him do. 

New this month: Terrible twos preview
You’ve been warned about the “terrible twos,” but you may be unprepared for this rite of passage if your child has been cooperative up until now. The stage doesn’t always begin exactly on your child’s second birthday. Development experts say it can strike as early as 18 months and as late as 30 months (though some angelic children never go through this phase). How do you know if you’re in the midst of the TTs? Look for new signs of assertiveness from your toddler. Hallmark behaviors to watch for: He may insist on doing exactly what you’ve told him not to do or throw himself down on the floor in a fit of temper if he doesn’t get his way. His demands may alternately frustrate and amuse you. At times, for example, he’ll likely ask for something that he doesn’t even want, just to see if he has enough power to get it.
What you can do
Though you may be tempted to cry and throw yourself on the floor, too, the best thing to do during a temper episode is keep your cool, stay close to your child, and let him release his feelings. A hug and a shoulder to cry on may be all that some toddlers need to feel better, while others may benefit from the distraction technique — offer him another activity or toy.

If you’re in a public place or at someone’s house, pick up your child and take him someplace where the two of you can sit calmly until the feelings subside. Save the time-outs until he’s old enough to understand and follow rules, sometime between ages 2 and 3.
Other developments: Pretend play, cuddle time
Does your toddler love to try on your shoes? Does he attempt to put on your coat, hat, or eyeglasses? By stepping, literally, into your shoes, he’s showing you — and himself — that he’s aware he’s growing bigger and that he wants to be like you. You may also notice him pretend playing with stuffed animals and dolls. He’ll take over the “parenting” role by feeding his stuffed monkey a “banana” (which is actually a yellow wooden block) or by tucking the animal under a blanket and singing it a lullaby. He may kiss the monkey’s boo-boo and want to put a bandage on it. Pretend play like this is a great example of imitation, and a sign that your child is learning to empathize with others.

Many 20-month-olds are very affectionate. Yours probably likes to sit on your lap and cuddle because he knows it’s a time when he has your undivided attention — something he loves. He continues to want to help you with household chores, everything from folding laundry and unpacking groceries to sweeping the kitchen floor. Of course he really wants to do these “grown-up” things without your help, even though odds are he can’t yet. It may slow you down a little, but it’s worth the time to find safe ways to let him assist you.

***this article is from following web side; http://www.babycenter.com/refcap/toddler/toddlerdevelopment/1273321.html

 

Posted by alara aslihanin annesi at 18:44:25 | Permalink | No Comments »