Friday, June 16, 2006

Efendimiz’in (sas) vefatından iki gün önce yaptığı son konuşma!..

Ahmed Sahin

Efendimiz’in (sas) vefatından iki gün önce yaptığı son konuşma!..

Bugün 8 Haziran… Miladi takvime göre Efendimiz (sas) Hazretleri’nin 632’de Medine’de vefat ettiği gündür.

(Kainattaki zerrelerin sayısınca salat-ü selam olsun O’nun yüce Zatına, âl ve ashabına…) İki cihanın fahr-i ebedisi Medine’de 13 gün süren ateşli hastalığının şiddetlendiği on birinci gününde mescidine çıkar ve en mühim son konuşmasını yapar. Acaba O’nun âlemindeki en mühim konular nelerdi? Neleri anlatacaktı bu son konuşmasında yönettiği halkına?.. Bu mühim konuşmayı takdimden önce o günkü dünyanın iki büyük devletindeki halk ile yönetici münasebetine (mukayese için) bir göz atalım. Sonra bu eşsiz örneğin üzerinde düşünme imkanı bulmuş olalım…

O günkü dünyanın iki büyük devletinden biri olan İran’ın ateşperest hükümdarı, koyduğu vergileri anlatmak için halkına konuşurken, fakirin birinin şöyle bir feryadına muhatap olur:

-Efendimiz, susuz araziden de vergi alacağım, diyorsunuz. Kurak arazide yaşayan fakir, yağmur yağmazsa mahsul vermeyen araziden ne gelir elde edecek ki size vergi versin?..

Halkın içinde isyan teşvikçiliği yaptığı gerekçesiyle İran hükümdarı, zavallı fakiri kalabalığın gözleri önünde ateşe attırarak yaktırmaktan çekinmez, kimse de buna karşı çıkma cesaretini kendinde göremez.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi olan Bizans’ta, yani İstanbul’da da durum farklı değildir. İmparator, Süleyman aleyhisselamı geçmek iddiasıyla inşasına başlattığı Ayasofya kilisesinde ülkesinin halkını karın tokluğuna çalıştırıyordu. Bu cebrî çalışmaya katılmak istemeyenler ise Sultanahmet Meydanı’ndaki o günkü hipodromda yağız atların kuyruğuna bağlanarak paramparça ettiriliyor, karın tokluğuna çalışmak istemeyen halka böylece gereken ders verilmiş oluyordu.

İşte o günkü iki büyük devletin yönetiminin halka karşı uygulaması böyle idi…

Şimdi bir de aynı günlerde Müslümanların Medine’de yaşadıkları yönetimle halk münasebetine bir göz atalım. Bakalım onlar nasıl bir yönetim örneği yaşıyorlardı?..

Efendimiz (sas) Hazretleri vefatından iki gün önce halka hitap ettiği son hutbesinde bakın onlarla nasıl bir gönül birliği sağlamayı düşünüyor, ne türlü bir titizlikle helallik istiyordu?

-Ey insanlar! Yönetiminizde bulunduğum ilk günden bugüne gelinceye kadar kimin sırtına bir kamçı vurmuşsam işte sırtım gelsin o da bana vursun!.. Kimin kalbini kıracak bir söz söylemişsem işte kalbim, gelsin o da bana aynı sözü söylesin!.. Kimin bir dirhem hakkını almışsam işte malım, gelsin o da benden hakkını alsın!..

Sadece bu teklifle kalmıyor, isteklerine şu ikazları da ekliyordu: Sakın içinizden biriniz demesin ki, hakkımı isteyecektim; ama Resulullah’ın darılacağından korktum da isteyemedim. Şunu kimse unutmasın ki, benim inancımda hakkını isteyene darılmak yoktur. Hatta benim en çok sevdiğim kimse, benden hakkını alan yahut da helal eden kimsedir. Ancak bu suretle Rabb’imin huzuruna üzerimde kul hakkı olmadan çıkabilirim! Bu sırada dinleyenlerden biri ayağa kalkarak: Ya Resulallah, der, öyle ise benim zatınızda üç dirhem alacağım var, onu istiyorum!.. ‘Borcum nereden kaldı hatırlatır mısın?’ sorusuna adam şu cevabı veriyor: Size çölden gelen bir fakir yardım istemişti de, sizde bulunmadığından emriniz üzerine ben vermiştim üç dirhemi. İşte onu talep ediyorum. Bu hatırlatmadan sonra Efendimiz’in (sas) cevabı aynen şöyle olur: Amcamın oğlu Fazlı! Borcum sabit olmuştur, hemen öde, beni kul hakkından kurtar!..

Evet… Vefatından iki gün önceki son konuşmasında böyle helalleşiyor, böyle örnek oluyordu demokrasi dünyasındaki tüm yöneticilere ve halka… Acaba bu hedefe 21. asrın insanı bugün varabilmiş, yöneticilerle halk böyle bir demokrasi örneğiyle kucaklaşıp helalleşebilmişler mi?.. Yoksa ufukta bu örnek mi var, varabilirse oraya varacak, nefesi yeterse orada mı karar kılacak?..

08.06.2006

 

***zaamn gazetesinden alinmis bir yazidir….

Posted by alara aslihanin annesi in 22:37:38 | Permalink | No Comments »

Sunday, June 11, 2006

Anneler gunu uzerine bir yazi….

 

***gecikmis bir zaman ama yinede paylasmak istedim,

Anneler Günü — Fatma K. Barbarasoglu —16 mayis 2006

Sabah namazýndan sonra gün aðarýncaya kadar tesbih çeker, sonra bir bardak süt içip yatardý. O gün yatmadý. Belki gelirler diye düþündü. Bu sene gelirler herhalde.Torunlarýnýn her biri için ayrý bir menü hazýrladý. Puf böreði, mercimek köftesi,ýspanaklý kol böreði. Hýzýný alamýyordu bir türlü.Bunlarý yapmak deðildi mesele “sunmak” idi. Oðlu eline saðlýk anneciðim dese bir müddet sonra gelini yapmanýn önemli olmadýðýný, asýl önemli olanýn “sunum” olduðunu söylüyordu. Sunum kýsmýnda kafasý karýþýyordu.

Esasýnda kafasýnýn artýk her konuda karýþýk olduðunu düþünüyordu.Hayata ayak uyduramadýðýný. Bu gün de uyduramayacaktý. Ama bir gayret belki uydururum diye düþünmüþtü iþte.Ýlk okuldayken Anneler günü için çocuklarýnýn erkenden kalktýðýný, kahvaltý hazýrladýklarýný, bir taraftan þiir okuyup bir taraftan þarký söylediklerini hatýrlýyor. Çok mutlu olurdu. Boyun büküp “paramýz olsaydý sana þunlarý almak isterdik diye hayallerindeki hediyeleri sayardý.”

“A benim güzel yavrularým ” derdi kadýn. Sizden ala hediye mi gerek bana.”

Sonra büyüdüler. Kýzý “proletaryanýn anneler günü neyine” diye oðlu “anneler günü bid’attýr” diye konuþur oldu. Proletarya kimdi? O kýzý mühendis çýkacak zannediyordu.Mühendis çýkmadý.Okulunu ikinci sýnýfta býraktý.Babasýnýn öldüðü yýl. Evleri yangýn yerine dönmüþtü. Hem hayat arkadaþýný kaybetmiþti hem de iki çocuðunu. Çocuklarý hem kendine hem birbirlerine yabancý idiler. Hiç olmazsa annelerine yabancý olmasa idiler aralarýnda köprü olabilirdi. Olamadý.

Oðlu beðenmediði birisinden bahsedecek olsa ” Annem gibi geleneksel Müslüman iþte” diyordu dudak büküp.

Ne annelerine gidip geliyorlardý ne birbirlerine.Ayný þehirde birbirlerine deyip dokunmadan yaþýyorlardý. Hayat arkadaþýndan geriye kalan tekavüt maaþý da olmasa aç yatsa bile arayan olmayacaktý.

Kýzý düðün yapmam ben dedi. Yapmasýndý. Damadý “tanýdý” sadece.Damadýn anne ve babasýný ise formalite icabý gelinmiþ bir akþam ziyaretinde gördü.”Biz birbirimizle evlendik ailelerimizle deðil.”

Aðabey kýz kardeþinin düðününe gitmedi. Kendi düðününe ise davet bile etmedi. Annesi oðlunun düðününe bir yabancý gibi gitti. Sevmedi o hiç düðüne benzemeyen düðünü. Sesini çýkarmadý fakat. Gelinin kendisine yol yordam öðreten tavýrlarýný sineye çekti. Birbirlerini sevsinler, beni sevmese de olur deyip sabretti.

Sonra birden ne olduysa oldu. Kardeþlerin arasý düzeldi. Birlikte iþ yeri kurdular. Evlerini arabalarýný deðiþtirdiler.Tatillere yurt dýþýna gitmeye baþladýlar. Çocuklarýný yurt dýþýna yaz okuluna göndermeye. Artýk re kýzý “proletarya’nýn …neyine!” diyordu ne de oðlu “Bizim dinimizde bu yoktur bid’attýr” .

Her þey deðiþti.Her türlü alýþkanlýklarý.Yýllar sonra sadece çocuklarýnýn deðil kendi doðum günleri için bile büyük “partiler” düzenlediler. Evlilik yýldönümleri,sevgililer günü…Bir tek anneler gününü kutlamama alýþkanlýklarý deðiþmedi.

Sabah erkenden ikisini de telefonla aradý kadýn.Cevap vermiyordu. Yoldalar geliyorlar, bana sürpriz yapacaklar diye düþündü.Öðlen oldu gelen olmadý. Akþam oldu gelen olmadý. Önce baþlarýna bir kaza bela gelmesin sakýn diye içine bir kurt düþtü. Sonra cep telefonlarýndan aradý her ikisini de.”N’oldu? Anne ne oldu?” diye panik yapmalarýndan kendisine doðru hiç “yönelmediklerin” fark etti.”Yok bir þey bu bana aldýðýnýz aleti hiç öðrenemedim.Yanlýþlýkla bastým her halde” dedi.”Kusura bakmayýn rahatsýz ettim.”

Heyecanla kurmuþ olduðu sofrayý, gözyaþlarýyla topladý.Saklama kaplarýný çýkardý.Masadakileri yavaþça yerleþtirdi. Sokakta yatan adamýn yanýna býrakýp gelecekti.

Aþaðýya indiðinde adamýn her zamanki köþede olmadýðýný fark etti.Elindekileri ne yapsýndý! Bir canlýnýn kursaðýnda bitsin istiyordu onca emek. Kaðýt toplayan çocuðu gördü. Ýsli yüzünde cam gibi parlayan gözleriyle kendisine bakýyordu.Yaralý ceylan bakýþý.”Evladým” dedi.Yanlýþ anlamaz isen bunlarý sana hediye etmek istiyorum. Kaplarý da sen de kalsýn. Arkadaþlarýna da verirsin.”

Çocuk kadýna baktý. Hayatýnda hiç bu kadar ýþýklý bir yüz görmemiþti. Niye yanlýþ anlasýndý! Tertemiz kaplar içinde ilk defa birisi kendisine yiyecek veriyordu.Nasýl teþekkür edeceðini bilemedi.

Elini öpmek isterdi kadýnýn. Ama kirli dudaklarýný o ýþýltý tene nasýl deðdirsin.Hem kadýn kýzardý. Haddini bil derdi. Durduk yere kýrgýnlýk olurdu.”Anneler gününüz kutlu olsun” dedi.”Ben annemi hiç görmedim.”

Kadýn aðlamamak için, oracýkta tozun topraðýn içine karýþacak kadar daðýlmamak için, hüzne teslim olmamak için çocuða tek bir laf edemeden yürüdü gitti.

Ýki evladýný birden kalbinden sildiði akþamdý.

Posted by alara aslihanin annesi in 19:04:51 | Permalink | No Comments »

20-month-old’s social and emotional development: Terrible twos preview

He may not have the vocabulary to carry on a conversation just yet, but don’t be surprised if your toddler starts to mimic your telephone style with his own toy phone. You may also catch him imitating the way you act behind the wheel of the car, preparing meals, or cleaning the house. This copy-cat behavior can be charming or potentially embarrassing. Pay extra attention to your own language and behavior, so you don’t inadvertantly teach him something you’d rather not see him do. 

New this month: Terrible twos preview
You’ve been warned about the “terrible twos,” but you may be unprepared for this rite of passage if your child has been cooperative up until now. The stage doesn’t always begin exactly on your child’s second birthday. Development experts say it can strike as early as 18 months and as late as 30 months (though some angelic children never go through this phase). How do you know if you’re in the midst of the TTs? Look for new signs of assertiveness from your toddler. Hallmark behaviors to watch for: He may insist on doing exactly what you’ve told him not to do or throw himself down on the floor in a fit of temper if he doesn’t get his way. His demands may alternately frustrate and amuse you. At times, for example, he’ll likely ask for something that he doesn’t even want, just to see if he has enough power to get it.
What you can do
Though you may be tempted to cry and throw yourself on the floor, too, the best thing to do during a temper episode is keep your cool, stay close to your child, and let him release his feelings. A hug and a shoulder to cry on may be all that some toddlers need to feel better, while others may benefit from the distraction technique — offer him another activity or toy.

If you’re in a public place or at someone’s house, pick up your child and take him someplace where the two of you can sit calmly until the feelings subside. Save the time-outs until he’s old enough to understand and follow rules, sometime between ages 2 and 3.
Other developments: Pretend play, cuddle time
Does your toddler love to try on your shoes? Does he attempt to put on your coat, hat, or eyeglasses? By stepping, literally, into your shoes, he’s showing you — and himself — that he’s aware he’s growing bigger and that he wants to be like you. You may also notice him pretend playing with stuffed animals and dolls. He’ll take over the “parenting” role by feeding his stuffed monkey a “banana” (which is actually a yellow wooden block) or by tucking the animal under a blanket and singing it a lullaby. He may kiss the monkey’s boo-boo and want to put a bandage on it. Pretend play like this is a great example of imitation, and a sign that your child is learning to empathize with others.

Many 20-month-olds are very affectionate. Yours probably likes to sit on your lap and cuddle because he knows it’s a time when he has your undivided attention — something he loves. He continues to want to help you with household chores, everything from folding laundry and unpacking groceries to sweeping the kitchen floor. Of course he really wants to do these “grown-up” things without your help, even though odds are he can’t yet. It may slow you down a little, but it’s worth the time to find safe ways to let him assist you.

***this article is from following web side; http://www.babycenter.com/refcap/toddler/toddlerdevelopment/1273321.html

 

Posted by alara aslihanin annesi in 18:44:25 | Permalink | No Comments »

3-6 Yas Donemi.

3-6 Yaş Dönemi
Bebeğiniz artık kocaman oldu! Üç – altı yaş dönemi arasında, onu büyütürken gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak dikkat etmeniz gereken noktaları öğrenmek istiyorsanız bu bölümümüzü okumanızda sonsuz fayda var.
Skip Navigation Links.

3-6 Yaş Dönemi >

Anaokulu Eğitiminde Bir Başka Yaklaşım….
Okul öncesi dönemin çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Gerek araştırmacıların gerek eğitimcilerin bu konudaki duyarlılıklarının artmasıyla okul öncesi eğitiminde yeni bir süreç başlamış oldu diyebiliriz. Bu süreçle birlikte dünyanın farklı yerlerinde okul öncesi eğitim için çeşitli programlar geliştirilmeye başlandı.

Her ne kadar erken yaşta verilen bu eğitimi gerçekleştirmek için geliştirilen bu programlarda ana amaç, çocuğun gelişimini her alanda en iyi şekilde desteklemek olmasına rağmen bu amaca ulaşmak için uygulanan yöntemlerde farklılık görmek mümkündür.

İşte anaokulu eğitiminde kullanılmak üzere geliştirilen programlardan bir tanesi…

İLK YILLAR YAKLAŞIMI:

Tarihsel Gelişim:
Temelleri 1962’de İsviçre’de Uluslararası Okul Birliğinin kurulmasıyla başlamış olup 1965’te Uluslararası Bakalorya Organizasyonu olarak değişmiş ve bu organizasyon bugünkü Diploma Programını 1968’de kabul etmiştir. Diploma programı üniversite öncesi 2 yıl uygulanan ve akademik mükemmeliyeti simgeleyen uluslar arası bir eğitim öğretim programı olarak tanımlanabilir. Son on yıl içinde programda büyük değişiklikler yapılarak 1994’te Orta Yıllar Programı ve 1997’de İlk Yıllar Programı buna dahil edilmiştir. İlk Yıllar Programı 3-12 yaş, Orta Yıllar Programı 12-16 yaş ve Diploma Programı 16-19 yaş için hazırlanmış olup 3-16 yaş arası çocukları kapsamaktadır. Şu anda dünya çapında 1.769 okul ve 122 ülke tarafından uygulanmakta ve bu programdan mezun olan öğrenciler bir çok üniversite tarafından da kabul görmektedirler. Programın uluslararası platformda kabul görmesi için Uluslararası Bakalorya Organizasyonu tarafından verilen sertifikaya sahip olmak gerekir. Bu sertifika için organizasyona başvuru yaptıktan sonra eğitimcilerin program öncesinde ve devamında organizasyonun verdiği eğitimlere, konferanslara ve çalıştaya katılması zorunludur. Programın amaçlarını gerçekleştirilirken önerilen malzemeler kullanılır. Bunu yanı sıra organizasyon internet aracılığı ile bu programı uygulayan okullar arasında iletişim ortamı sağlanarak ortak hareket etmeye özen gösterilir. Başvuru yapan okul başvuru süresince ve kabul gördükten sonra belli aralıklarla program uzmanları tarafından değerlendirilir. Bir çok okul sertifikaya sahip olmadığı halde bu programdan yararlanmaktadır.

Müfredat İçeriği:
Burada, okul öncesi eğitim ile ilgili olduğundan dolayı programın sadece İlk Yıllar Programı bölümü ele alınacaktır. Bu bölüm Uluslararası Okullar Müfredatı Projesi tarafından geliştirilmiştir.

• Gelişim alanları:
   Dil
   Sosyal çalışmalar
   Kişisel, sosyal ve fiziksel eğitim
   Bilim ve teknoloji
   Sanat
   Matematik

Bu gelişim alanları kavramlar, bilgi, beceri, tutum ve davranışlar çerçevesinde meraklı, bilgili, düşünen, iletişimci, prensipli, açık fikirli, risk alan, dengeli ve düşünceleri yansıtabilen sosyal bir birey olmayı hedeflemektedir.

• Çocuk öğrenirken; ben kimim, nerdeyim, kendimi nasıl ifade ederim, dünyanın düzeni nasıl işler, nasıl organize olurum ve evrende barışçı bir şekilde nasıl yaşar, nasıl paylaşırım soruları temel oluşturmaktadır.

• Program sürekli olarak değerlendirilir ve bu değerlendirme ne öğrenilmeli, nasıl öğrenilmeli ne ne öğrenildiği nasıl ölçülmeli soruları temel alınarak yapılır.

Sosyal Alan:
• Programın ana amacı; uluslararası bir müfredat oluşturarak kültürler arası anlayış ve saygı yoluyla daha iyi ve barışçıl bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunacak sorgulayan, bilgili ve duyarlı gençler yetiştirmektir. Farklı kültürlerin eğitim anlayışını tek bir şemsiye altında toplayarak dünyaya uluslararası bir açıdan bakmaktır.

• Öğrenci merkezli soru sorma yöntemiyle öğrenmeyi sağlamaktır.

Çevre Düzeni:
• Zengin malzemeler kullanılarak köşe sistemi yöntemiyle sınıf düzenlemesi yapılmaktadır.
• Malzemeler çocuğun ulaşabileceği yükseklikte ve görebileceği şekilde yerleştirilir.
• Kullanılan malzemelerin ve sınıf düzeninin farklı kültürleri yansıtmasına özen gösterilir.
• Ev ortamını yansıtacak sıcak bir sınıf atmosferi sağlanmaya çalışılır.

İDİL SEDA AK& EMİNE MALAK

*Bu yazı İdil Seda Ak ve Emine Malak’ın “Okul Öncesi Dönemde 6 Farklı Yaklaşım” adlı makalesinden alınmıştır.

***ben ise bu yaziyi, bebek.com’dan copy ettim:)

Posted by alara aslihanin annesi in 18:10:52 | Permalink | No Comments »

Topkapi sarayi…

Topkapı Sarayı tehlikede mi?
 
 
Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Ortaylı isyan etti: Darphane-i Amire binasının çatısı çöktü.

11/06/2006

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Ortaylı isyan etti: Günde 15 bin ziyaretçiyi kaldırmıyor Darphane-i Amire binasının çatısı çöktü. “Kaşıkçı Elması ve 43 eser çalındı” iddiaları ile gündeme gelen Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü İlber Ortaylı, altı asırlık tarihi mirasımızla ilgili şok açıklamalar yaptı: İddiaların hepsi efsane. Müzenin başka sorunları var. Harem’e çimento ile sıvama yapılmış; Hazine Dairesi’nin üzeri betonla güçlendirilmiş!

MÜZEYE SAYGI İSTİYORUM

Topkapı’ya günde 10-15 bin ziyaretçi geliyor. Problemin farkında mısınız? Hazine Dairesi küçük bir salon! Düşünün bu salona 10 bin kişi giriyor Darphane-i Amire binası şu an Tarih Vakfı’nda. Binayı özel kurumlara kiralıyorlar. Rant sağlıyorlar. Bina tahrip oldu, çatısı çöktü. “Çık” diyorum çıkmıyorlar.

Müzeye Sherlock Holmes gibi bakılmaz!

Kaşıkçı Elması’nın değiştirilmiş olabileceği iddialarına, “Müzeye Sherlock Holmes gibi bakılmaz kültürlü insan gibi bakılır” diyerek tepki veren İlber Ortaylı: “Topkapı Müzesi’ne saygı istiyorum”.

Kaşıkçı Elması’nın çalınıp yerine sahtesinin konulduğu iddiasıyla birlikte Topkapı Sarayı ve sorunları gündeme geldi. İddiaları ve Saray’ın açmazlarını konuşmak üzere Topkapı Sarayı’nın bahçesinde bir araya geldiğimiz İlber Ortaylı önce medyaya kırgın olduğunu vurguluyor. Son birkaç gündür gazete ve TV’lerde yer bulan iddiaları müze çalışanları açısından son derece incitici bulduğunun altını çiziyor ve ardından, “İlgilenirseniz, size Saray’ın gerçek sorunlarını anlatayım” diyor. İşte en yetkin kişinin anlatımıyla Topkapı Sarayı ve çözüm bekleyen sorunları…

Öncelikle sormak istiyorum: Bu Saray, Osmanlı’dan nasıl devralınmıştı, nasıl korundu?
Topkapı Sarayı, İmparatorluk’tan yıkık dökük devralınmıştır. Saray, eski olduğu için ‘Hazine Dairesi’, ‘Kutsal Emanetler’ gibi bölümlere dikkat edilmiş, bunun dışında birçok bölüm ihmal edilmiştir. Bu bölümler, 1924 yılından sonra tamir edilebilmiş… Restorasyon ise aslına uygun olarak yapılamamış… Meselâ Harem’e çimento ile sıvama yapılmış! Hazine Dairesi’nin üzeri betonla güçlendirilmiş!

Tabii şimdi bunlar için pahalı restorasyonlar gerekiyor. Peki bütçe!..

Bütçemiz az… Kültür Bakanlığı’nın bütçeden aldığı pay sadece binde 2.

Saray’ın belli bir geliri var, değil mi?

Müzenin geliri bize kalmıyor; Kültür Bakanlığı’na gidiyor. Kabul edelim, müzelerin sorunu çok. Bunlarla ince ince uğraşılması şart ancak bunu, Kültür Bakanlığı’nı ya da müzeleri karşınıza alarak yapmamanız lazım. Bu camiada herkes mağdur!.. Sorunlar el ele çözülmeli. Bakın Topkapı Sarayı’nı günde 10-15 bin kişi geziyor. Siz, bunun nasıl bir problem yarattığının farkında mısınız?

Nasıl bir problem yaratıyor?
Müthiş bir izdiham… Düşünün Hazine Dairesi küçük bir salon!.. 10 bin kişi nasıl girer oraya!.. Tabii bu, freskleri olan müzeler için büyük problem!.. Gerçi bizde de ahşap zeminler, çiniler var. Bir salona 10 bin kişinin girdiğini ve bazılarının çinilere dokunduğunu düşünün!.. Herkes bilinçli değil; bakıyorsunuz, anahtarıyla çizebiliyor çinileri!..

Siz ne öneriyorsunuz?

Uffizi’ ya da ‘Kremlin’ gibi müzelerde sınırlama getirmişler. Buralarda belli bölümleri belli günler kapatıyor, ya da hiç göstermiyorlar. Şimdi medya bu sorunlarla ilgilenmek yerine, “Kaşıkçı Elması değiştirildi” iddiasını atıyor ortaya!..

43 eserin de çalındığı bilgisi vardı gazetelerde!.. Çalınmadı mı?

Yok öyle bir şey!.. Bir zamanlar, yanlış kayıtlar tutulmuş!.. Nitekim “Çalındı” dedikleri Kabe örtüsü de fazlasıyla çıktı!.. Daha önce de depoların soyulmuş olduğu gibi bir efsane yayılmıştı medyada!.. Bunlar niçin istismar konusu yapılıyor? Müzeye Sherlock Holmes gibi bakılmaz. Müzeye kültürlü insan olarak bakılır.

Peki bu iddialar incitiyor mu sizi?

Bizim memleketin tarih, sanat şuuruna artık isyan halindeyim. “Efendim Kaşıkçı elması değiştirildi mi?” gibi bir tarih merakı olmaz. Ben, müzemize, Topkapı Sarayı Müzesine karşı saygı istiyorum. Artık herkesin saygılı konuşması, saygılı yazması lazım.
Kaynak: Sabah Gazetesi

Posted by alara aslihanin annesi in 17:52:42 | Permalink | No Comments »