Sunday, March 4, 2007

Mimar Sinan ve Minare….

Suleymaniye  Camii nin insasi biter ve ibadete aclir…Herkes camiye akin eder, ve hayran kalir, derken kalabaligin icinden bir cocuk;

-Caminin su minaresi yamuk diye minarelerden birini isaret eder.

Bir kac kez tekrarlanan bu cuml Mimar Sinan’nin kulagina gier, ve cocugun yaninan gelip, hangi minarenin yamuk oldugunu sorar, cocuk isaret eder, derken cami insasinda calisan ustalari cagrir sinan ve halatlar takilir minareye, ve ustalar cekererek minareyi Mimar Sinan’nin cocugun duzeldigine dair gorusunu alanan kadar onlari durduruncaya kadar asilirlar haatlara, derken cocuk minaerinin duzeldigine kaaat eder…

Orda bulunan bir iger mimar da, Sinan’a doner ve derki, pekala benim gordugm bildigim gibi sizde o minarenin yamuk olmadigini biliyordunuz, neden cocugun sozuyle ustalari cagrip bunu yaptiniz…

Mimar Sinan sunu soyler;

-Eger bunu yapmasaydm o cogugun zihninde minare hep egri kalacak, ve bunu etrafindakilere de boyle aktarip onlarinda minare hususunda zihinlerinde bir araz cikaracakti…

 

 

Posted by alara aslihanin annesi at 07:20:49 | Permalink | No Comments »

Friday, February 23, 2007

Depresyon?

Aslinda bi cok sey yazmak istiyordum, hemen hergun aklima bi mevzu geliyordu yazmak icin, ama bi turlu vakit bulamadim, buldugum vakitlerdede farkli ugraslarim oldu bilgisayar basinda:)en son beni mesgul eden mevzu, su son yillarda pek ragbet goren rahatsizligimiz depresyon, hatta Burhan Altintop panik atak olarak farkli bir versiyonunu simgeliyor bunun:) Insan neden depresyon gibi bi tuhsal boslugun yada bunalim, yada buhranin icine girer, acaba depresyona girmek yada olmak, nekadar imanli inancli bir insanda olabilecegi dusunulebilecek bir rahatsizliktir? cok oncelerde ben turkiyede unv’ye giderken, bir arkadasim  vardi ismi Nukhet, yazmamda bi beis gormuyorum, hatirlamisken yaziyim sonra unutum:)herneyse bu kizcagiz bana o zamanlara kadar duymadigim bir mevzudan depresyon dan bahsetmisti:) lise de depresyona girmisti, hatta bi psikolog’a gitmisti hatta cok unlu bir isimdi gittigi psikolog ve onunla cok ilgilenmediginden yakiniyordu,  simdilerde dusunuyorum, acaba bu arkadas gercekten depresyon mu geciriyordu, yoksa aileden vede etraftan o donemlerde cok da yaygin olmayan cok da bilinmeyen ruhsal bir rahatsizligin kendinde var olmasiyla ilgi alaka beklentisi icindemiydi? su siralar gorustugum konustugum vede oncesindede bende var oldugunu dusundugum bi depresyon durumu hakim:) tanidiklarimdan biri digerleri kadar dini ve imani bilgi yonuyle cok saglam olmasada sonucta, hayatta istedigi hemen herseye ulasmis yasida genc, hatta Allah ona beklentilerinin ustunde bir yasam vermis, fakat hatun depresyonda?simdi dusunuyorumda, insan demek ulasamadigi seyler olunca degil fazlasina ulastigindada depresyon gibi bi duruma ducar olabiliyor:) Bende su bir kac ay oncesine kadar surekli kendime depresyonda oldugum tanisini koyuyordum, ama simdilerde bu bendeki ruhi yada imani bir bosluk ve zayifligin neticesi olan bisiymis…Elimizdeki nimetlerin farkina varmaz ve bu hususta az sukredersek sanirim depresyon bizler icin kacinilmaz bir tani oluveriyor…Bir cok kisinin istyedigi bir yasama sahipken…Gecen Ingilizce dersinde hocanin soyledigi bir sey cok kafama takildi, Paranin mutlulugun temeli oldugunu soyledi,ne degisik bir zihniyet yada ne degisik bir yaklasim, sanirim bunda dinsel ve toplumsal ogretinin payi buyuk!!Para nin cok olmasi mutlulugu beraberinde getirmiyor, sadece insanlarin kanaatkar olmasi ve elindeki imkan ve olanaklara sukru mutlulugu sagliyor..Iyi bir es, tatli bir evlad,Sevdiklerimizin buyuk bir kisminin sag ve selamet icinde olmasi, en onemlisi bizim iman gibi bir nimetin icinde olmamiz, ve O’nu bilmemiz, 7 gun 24 saat dua dua yalvaracagimiz bir merciin olmasi,zaman hakkimizda hayir takdir etmesi dusuncesi bizi hayata baglamali bizi hayttan koparmamali diye dusunuyorum….ders arasi olan yazi bukadar uzunlukta ve de kalitede olabilirdi:))
Posted by alara aslihanin annesi at 16:04:59 | Permalink | Comments (1) »

Tuesday, February 6, 2007

Anilar…

Bugun nerden aklima geldi bilinmez, coook oncelerde ben lise 1 yad 2 ye giderken yazdigim bi yazinin suan ismini bile hatirlaymdigim bi dergide ciktigini hatirldim:)imam hatip lisesinde okudugum donemdi, hocalarimizdan biri bir dergi icin(ismini hatirlamadigim) siir, yazi gibi yetenegi olanlarin bisler karalayip kendisine ulastirilmasii istemisti, bende Efendimiz(SAV) ile alakali bir yazi yazmistim, yazinin konusunun guzelliginden saniim yazim dergide cikmisti, acayip sevinmis, dergiyi yillarca saklamistim, ama simdi ne oldugunu hatirlamiyorum derginin ismini hatirlamadigim gibi…cok iyi komposizyon yazan biri olmadim hic bir zaman, dha dogrusu acba hocada mi vardi bisi, ama hic bi zaman 70 ten yukari alamadim, sanki notumu ezberlemis her yazili kagidima, her kompozisyonuma koyuyordu bir yetmis:)iste o donemde benim yazim cikinca dergide cok sevinmistim, kendimde gelecekte gormustum:)) ama tabi unv hayatimdaki zorluklar, yurtdisinda olmak, sanirim benim eski ask vede sevkimi koreltti, gerci oncesinde kendimi konusurken daha iyi ifade ederdim, belki o da yazdiklarima yansirdi, siir bile yazardim hatirliyorumda:) bir siir defterim vardi, bisiler karalardim sIkIldikca, hatta yzdigm bir yaziyi ingilizceye cevirmistim, turkiyede kaldigim zamanlarda hani bi amerika arasi vermitim iste o donem:)yigenimin ingilizce hocasina gondemistim yalnislarimi duzeltsin bende ingilizcem ne derece kotuye gitmis goreyim diye, ama o yaziyi cok begenmisti, bi yerdede kucuk bir yalnisim vardi:) co da duygusal bulmustu yaziyi:) duygusalimdir gerci ama, okudugumda ben bile sasirirdim yaw bunalri benmi yazdim diye:))amasimdi onu diyemedigim yazilar var da diyemiyorum, cunku artik hiccc eskisi gibi bisiler karalamiyorum, yada yazmiyorum iste…ilkokulda basarii bir ogrenciydim, ama ucuncu sinifta butun karnem pekiyi oldugu halde tesekkur belgesi ilistirilmemisti karneme, sinifta karnesinde iyisi olan bi almisti tesekkur, ogretmene soyeyemedi neden teekkur belgem yok diye, simdi dusunuyorumda neden yapmisim unu, hala icimde ukte…ortaokul doneminde  iki sene yatili okulda kaldim, ve keyifli alari olmasina ragmen hayatimin en sevmedigim donemiydi…simdilerdede diyorum eger Allah o gunlere erdirirse, kizimi kesnlikle yatili okula filan gondermek istmiyorum…lise donemim en evdigim donemdi, en yakn arkaasim halada oyle bbasini kaybetmisti, oyle etkilenmistimki, hergece anne ve babami, ama ozellikle de babami nefes aliyormu diye kontrol ederdim, cok korkmustum onlari kaybetmekten…annaem e babam hacca gittigindede cok uzulmustum, her bisiye alinr olmustum…unv icin sehir disina gittigimde, dedimki hayat buymus demek ki!!!insanlarin parayi hesap etmesi bana cok grip gelmisti, her hafta istanula gitmem acayi gozlerinde buyurdu arkadaslarin, dusunuyorum da ben hiccc sIKInti cekmemistim, bi arkadasimin puani cok yuksek olmasina ragmen neden okudugumuz unv yi secmesini anlayamamistim, sonrasinda ucuz bir sehir olmasi ve onun bolumunde burs alma sansinin yuksek olmasinin buna sebeb oldugunu soyleyince cok uzulmustum, cunku ben hic tercih yaparken bunlari dusunmemistim, burs nedir bile bilmiyordum…ortaokul ve lisede hayalim zengi olup, issiz olan insanlara bayi gibi yerler acmakti, en kolay ve en zahmetsiz acilabilecek isyeri gibi estirmistim gozume kose baslarindaki bayileri sanirimki, zengn oldugumda ihtiyaci olanlara oyle yerler acacaktim, iste gazetedir o dur budur satilan yerler:)simdi dusunuyorumda cok cocukca bir hayalmis canim:)amerikada evimden uzak yasamakta cok zor bir onemdi benim icin, ama virginia da cok iyiarkadaslarim olmustu, snradan baglanti koptu:)ama ck sevmistim o donemi herseye ragmen…turkiyde kaldigim iki yilin ilk yili zr ikinci yili keyifliydi:)o donemdede tezhibe merak sardim, eserime baslama asamasinda evlenip amerikaya geldim, hamileyken basladigim calisma hala duruyor bi yerlerde bi turlu tablolasamadi:) amerikaya geleli 3 yili gecti, 3.5 olmdi ama olmak uzee nisanda yani, bunaldigim anlarda oldu, ama ben daha cok keyifle hatirliyorum bu sureyi, turkiyeye donemden once okulda tur ogrenci dernegi yada musluman ogrenciler dernegi kurmak istiyorum akalim hangi ara ve dereyi bulacagim, bu gitmeden oncki hayalimdir buralardan:) virginia da bu tarz bisiyin icindeydim, ama okudugum okulda turk ogrenci coktu:)yine virginia da bi hocamiz vardi esl de kadincagiz cok yasli olmasina ragmen acayip makyaj yapardi, suratnda zaten cok kirisiklik vardi ama o abarti makyajla cok degisik olurdu, sanirim gncliginde cok guzel bir hanimdi, nezaman sinifa girsem bana”hi beautiful lady” derdi, bende cokeyif alirdim bu hitaptan, acaba hala yasiyormu?cok sekerd cok tatliydi keinlikle, bize hep cokie getirirdi ama ben yemezdim, caizmi degilmi diyerekten:)Anne adayi oldugumu ogrendigim an esimle biririmize sevincle bakisimizi heyecanimizi unutamiyorum 13 ocakti:)aslihan ilk ultrosonda gordugum gun havalrdaydim 13. haftaya yeni girmisti ve ben ertesi gun apandisit ameliyati olmustum, ne kadar uzulmustum, hala azizin o halini bana uzuntusunu ve yaptigi seyleri unutamam!!!!aslihan dogdugunda azizle havalrda, bulutlarda filan bi yerlerdeydik, iki-3 ay oyle bulutlar ustunde dolastik, sonra kizim huysuzluklariyla bizi yeryuzune ayak bastirdi:)) ik baslarda cok iyi bi anne olmadigimi cok sabirsiz oldugumu dusunuyorum, ama simdilerde cok daha iyi bi anne olduguma inaniyorum,  ins evladimi iy yetistirebilirim yetistirebiliriz….Bu blog’in adini yazdiklarim diye degistirsem cok daha guzel olacak, yakisacak icerik ve isim…neden bunlari yazdim, yada neden geldi aklima yazmak, bu yazdikalrimi sanki daha dun yasadim, ama yasandi ve coktannn bitti, bugun vefat eden bir yakinimizin yasadiklarinin feci olumuyle bittigi gibi….olumun gelis sekli feciydi zahirde, ama batini bilinmez, belki Rahman-i Rahim ona ne guzellikler takdir ettiki ona oyle bir olum verdi, ama cok zor cok agir bir imtihan,Allahim bize hayirli imtihanlar ver, kaldiramayacgimiz yukle bizi imtihan etme Rabbim, Rabbim Mekanini cennet eylesin, geride kalan evladlarina, annesine ve esine sabr-i cemil ihsan etsin….
Posted by alara aslihanin annesi at 06:03:26 | Permalink | Comments (4)

Thursday, February 1, 2007

Herseyin bi karsiligi mi olmali?

Gecen gun aklimdan gecirdigim dusunce” neden iyilik ve nezakette bulunduklarimizdan ayni seviyede vede yakinlikta bir karsilik alamamakti!”. Her insanin hata ve kusurlari mevcut olmasina ragmen, her zaman ikili iliskilerde cok buyuk beklentilere giriyoruz herbirimiz.Zaman zaman dusunuyoruz;-” o kadar da iyilik ettim, neden bana boyle bir vefasizlik yapti!, Neden beni aramadi, neden beni sormadi, neden bana selam vermedi, neden halimi hatrimi sormadi, neden su istedigim seyi benim icin yapmadi, neden, neden, neden……”  -halbuki nede cok iyilik yapmistik ona!!nede cok sevmistik!halbuki hic dusunmuyor insan her yaptigi iyiligin illada karsiligini alacagi mekanin burasi olmadigini, aslinda yaptigi iyiliklerin karsilginin alinmadigi takdirde insaAlllah, Rahman-i Rahim tarafindan baki alemde baki mukafatlara mustear olacagini!Hic dusunmuyor insan, gercek sevginin en ufak bir muhalif hareketin, dusunce ve sozde kaybolmayacak kadar guclu oldugunu!!!Hic bilmiyor vede dusunmuyor insan, sevmenin kolay kazanilip, kolay da kaybedilmeyecek gucde bir duygu oldugunu!Iyiligin beklentisiz yapilinca makbul oldugunu!Bazen’de dusunuyor insan;”iyi tamam iyilik yapalim, beklentisiz olalim, ama sadece tabiri caizse isi dustugunde arayip soranlara, yakinlik gosterenlere ne yapalim?” sanirim bunun cevabi e biraz da mesafe koyalim insanlarla aramiza oluyor sanirim:) 
Posted by alara aslihanin annesi at 07:13:48 | Permalink | Comments (2)

Friday, January 12, 2007

Cocuklarimiz….

Kac ay oncelerde baslamistim Resit Haylamiz’in Efendimiz’i anlatan kitabini okuyamaya, hala da okuyorum, daha dogrusu hemen bitirme telasinda olmadigim icin hala okuyorum, cunku bitirmekte istmiyorum uzun bi sure daha….Her okudugum cumlede yada sayfada baska baska dusunce dunyalarina aciliyorum…hemen hergun takribi 10-15 sayfa okuyorum…Dun de Efendimiz’in(SAV) huzuruna gelen bir sahabinin cahiliye doneminde nasi kizini oldurdugunu anlatan hadiseyi ve Efendimizin(SAV)’in bunun uzerine doktugu gozyaslari ve yine ayni hikayenin tekrar anlatilmasini buyurmasi ve tekrar bu hadiseye aglamasi ve ashabina donerek, Allah(cc)’in Islam dini uzerine olmalari vesilesiyle onlari nasi yucettiginden bahsetmesi, benimde gozlerimi yasartti…Dusunuce bu kissayi, sunlar gledi aklima;o donemde insanlar kiz cocuklarini gomuyorlarmis, cocuklarin bedenleri gomuluyormus, ama su zamanda, cocuklarin manevi degerleri, ruhi melekeleri gomuluyor. O oldurulen cocuklar ins birer melek oldular, ama su zamanda, aileleri tarafindan dini bir egitimden mahrum, sadece nufus kagidi muslumani olarak yetistirilen bir nesil mevcut, ve ben bu neslin yetismesine vesile olan anne babalarin daha buyuk caniler oldugunu dusunuyorum.Allahim evladimizi bizlere hayirli eylesin, bizleride evladlarimiza hayirli anne baba eylesin, Rabbim bizi ve bizden sonra gelecek olan neslimizi namaz kilan salih kullaridan eylesin!!(Amin insaAllah)
Posted by alara aslihanin annesi at 20:50:01 | Permalink | Comments (2)

Wednesday, November 29, 2006

Nasil yasarsak oyle mi oluruz?

Nasil yasarsak oyle oluruz!!!bunu cok kereler duymusumdur, her duyusumdada, ya vefat animdaki alacagim durum yada pozisyonu, yada oldukten sonraki halimi dusunmusumdur… Esimle ayni memleketten olunca, kayinvalidem, esim ve ben, memleketten sahsen ve ismen tanidiklarimizdan bahisler actik, bahsimiz donup dolasip onlarin vefatlarina geldi… benim tuylerimi diken diken eden bi kac tane hkaye olustu, hani unutmayim, yine okuyup nefsime olumu hatirlatabileyim diye not dusiyim istedim…

Bir amca ‘nin mezariyla alakali hadise…

Vefat edeli cok olmustu, hatta biz gormemistik ama isimini bilirdik!! Kabri devletin yol yapmak icin belirledigi alana tekabul ediyor, cesedi cikarilmak icin kabri kazilyor, yillar sonra acilan kabirdeki ceset ilk gunku gibi taze ve mezarda bi islaklik mevcut, baska bi mezar kaziliyor gomulmesi icin, ordaki su o mezara doluyor, halbuki kabir icin acilan mezar cok otelerde bi yerde, ne ilginc geldi, ne cok tuylerim urperdi anlatamam bu hikayeyi dinledigimde, ama bu beyfendi icin anlatilan seyse su, cok comert bir insanmis, ihtiyaci olanlara borc verir yardim eder ve insanlari alacagi icin sIkIStirmaz hatta lafini etmezmis, oyle biriymis, Nur icinde yatsin….

Bir baska amcanin vefat hikayesi…

Etrafinda cok sevilirmis, cok iyi biriymis, ben tanisma sansina ermedim, ama esim taniyor biliyor, vefat etiginde gunlerden Cuma imis…hatta sabah namazini kiliyormus secdeden kakmamasi uzerine neden bu kadar uzun oldu secdesi diye yanina gelip, vucudunu cevirdiklerinde vefat  ettigini ve gozunden akmis yas  gormusler….

Bir digeride dedem!

Sahsen tek tanidigim en buyuk aile buyuguydu, anane ve esi olan dedem vede babaanneme yetisemistim, sadece babamin babasi olan dedemi taniyor ve hatirliyorum, vefat ettiginde 8 yasindaydim, onun hakkinda hatirladigim, sert ve tutumlu bi insan olmasiydi, sIkIntili donemleri cok olmus, hem maddi hem manevi, Sanirim dedem memleketteki yastlari icinde Kuran-i Kerim’i en iyi okuyandi!!Namaz vaktini surekli kollayan, namaz asigi bi insandi!!! Kulaklarinin isittiginden cok emin olamaz, bize sorardi ezanin okunup okunmadigini, daha okunmadigini soylerdik, ama o uzaklardan bi sesin geldigini bizim duymamis olacagimizi soyler namaz kilardi, sonra ezan okunurdu ne ezani oldugunu sorardi, mesela ogle vaktiyse ogle ezani derdik, sonra tekrar namaz kilardi, akli cikardi birisi yaninda namazin vaktini gecirsinde kilmasin, sabah namazinda ayaktaydi, ve soyle uyandirirdi ev halkini”Namazini kilmaz isen kalir, Seytan imanini alir”:) yuzumde tebessumle hatirliyorum bu kaldirislari nerdeyse 20 yil olacak vefat edeli, hala kulaklarimda sanki, bir Cuma gunu vefat etti, tam cuma namazi vakti, her zamanki abdestli….Allahim hata ve kusurlarini affet, Mekanini cennet eyle Rabbim, Nurlar icinde yatsin ins…

 Bugun Efendimiz(SAV) in hayatini konu alan kitabi okudum, Ebu Lehep ve esinin cehennemdeki durumunu anlatan surenin mealini okudum, Tebbet Suresi…ve dehsete kapildim, Rabbim bizim bilerek veya bilmeyerek isledigimiz kusur, hata ve gunahlarimizi bagisla, bize merhamet et, en son amelimizi en hayirli amelimiz, sana kullukta en yakin oldugumuz anida sana kavusma ani nasip eyle….Bizi yasamamiz hayirli oldugu muddetce yasat, olumumuz hayrli oldugu an ise bizi katina al, Rabbim bize merhamet et, bizi hata, kusur ve gunahtan uzak tut…amin amin amin…

Posted by alara aslihanin annesi at 04:16:01 | Permalink | Comments (3)

Saturday, October 14, 2006

 

Ali Bayramoğlu

Orhan Pamuk’a neden Nobel verildi?

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması ne yazık ki korkulan tartışmalara zemin hazırladı.

Aşırı siyasileşmiş bir siyasi kültürün, hiçbir şeyi siyasetten bağımsız ele alamayan bir anlayışın derin faydacılığı tekrar ortaya çıktı.

Ne kadar farkındayız bilemem, ama zaman zaman kendisini sokan bir akrep haline dönüyoruz…

Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden aldı? Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden şimdi aldı?

Sorulan sorular bunlar…

Kestirme yanıt şu: “Orhan Pamuk Ermeniler soykırıma uğradılar ve bir milyon Ermeni öldürdük dediği için bu ödülü aldı. Ödülün açıklanması, Fransız Meclisi’nin ‘Ermeni soykırımını inkara ceza öngören’ yasayı onaylamasına özellikle denk getirildi…”

Dünyanın en saygın ve en prestijli ödüllerinden birisi olan, hemen her edebiyatçının “hülya kale” olarak değerlendirdiği Nobel Edebiyat Ödülü, bu mantığa göre Türkiye’ye yöneltilen bir silahtan başka bir şey değil.

Şimdi sorulara farklı ve gerçekçi yanıtlar arayalım.

Soru 1: Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden aldı?

Orhan Pamuk’un 1980′li yıllardan bu yana bırakın uluslararası çapta adam ve eser üretmeyi, ulusal düzeyde bile etkileyici bir adım atamayan Türk edebiyatının parlayan yıldızı olduğuna şüphe yoktur. Türkiye’de dalaşma, husumet seven, biraz da kıskanç edebiyat çevreleri Orhan Pamuk’a ne gerekçeyle yüklenirlerse yüklensinler, bu gerçek değişmez…

Pamuk yıllardır ABD’den Japonya’ya, Avrupa’dan Asya’ya edebiyat eleştirmenleri tarafından dünyanın en önde gelen, en yaratıcı, en derin romancılarından birisi olarak kabul edilir.

Pamuk ödülü bu nedenlerle aldı…

Nitekim İsveç Akademi Sekreteri Horace Engdahl ödülü kimin kazandığını açıkladıktan sonra, ödül verilme gerekçesini şöyle belirtiyordu:

“Çağdaş romanın köklerini değiştirdiği için…”

Ve devam ediyordu:

“Bunun anlamı şudur: Kendisinin romanı, bizim, batılıların elinden aldığı ve bizim şimdiye kadar gördüğümüz romandan tamamen farklı birşeye dönüştürdüğü söylenebilir…”

Bu ne demektir, farkında mıyız? Orhan Pamuk’un Dostoyevski gücünde bir yazar olarak, bir çığır açıcı olarak ilan edildiğinin farkında mıyız?

Sadece temada, kurguda, dilde değil “paradigma”da yenilik…

Bu, Türk dilinde yazan, Türkiye üzerine yazan, kimlik meseleleriyle uğraşan, dil, toplum, tarih ilişkileriyle içiçe eserler veren, bu diyarın geleneğini Batı’ya anlatan bir insana, buralı bir insana, bir Türk’e verildi.

Hiçbir siyasi bakış, hiçbir siyasi fikir, ne benimki, ne sizinki, ne de Orhan Pamuk’unki bu çıplak sesin önüne geçemez…

Tek cümleyle Orhan Pamuk, romanı yeniden kuran yeniden tanımlayan biri olduğu için dünya sahnesindedir.

Soru 2: Orhan Pamuk Nobel Ödülü’nü neden şimdi aldı?

Kanımız ve yanıtımız şu:

Siyasi açıklamalar yaptığı için değil, tersine siyasi açıklamalardan uzak durduğu için…

Gerçekten de geçen yıl ödüle en yakın aday olarak gösterilen Orhan Pamuk, ödülü siyasi açıklamalarla fazla ön plana çıktığı için alamamıştı. Bu konuda jüri ikiye bölünmüş ve ödül İngiliz yazar Harold Pinter’e gitmişti.

Bu arada Pinter’in yaptığı son açıklamayı da bir kenara not etmek lazım:

“Bundan daha fazla sevinemezdim. Pamuk’un geçen yıl kazanmasını beklemiştim ama birisi araya girdi. O büyük bir yazar ve bu ödüle en layık kişi”.

Yeterince açık değil mi?

Şunu unutmayın:

Kim ne derse desin Orhan Pamuk’un ve onun üzerinden Türk kültürünün onurlandırılması sonsuza kadar hatırlanacaktır…

Posted by alara aslihanin annesi at 20:41:53 | Permalink | No Comments »

Ortaçağ karanlık mıydı?

 

Ortaçağ karanlık mıydı?



Bizde kim gerici bir hareketle karşılaşsa Türkiye’nin “Ortaçağ karanlığı”na sürüklendiğinden dem vurur.
İnsanı ürküten bir tanım bu… Belki atıl laik kitleleri sarsmakta işe yarıyordur.
Ama tanımın kendisi sorunlu….
Fazlaca Hollywood filmi izlemekten kaynaklanan bir yanılgıya ya da tarihe Batı’dan bakma kompleksine dayanıyor.
Evet, Ortaçağ karanlıktı; ama Avrupa’da…
İslam dünyasında ise sanıldığının aksine neredeyse bir Rönesans aydınlığı yaşanıyordu.
***
Papa XVI. Benedictus İslam dünyasını birbirine katan talihsiz demecinde 14. yüzyılda kaleme alınmış bir eserden alıntı yaparak şunları söylemişti:
“Muhammed’in yeni olarak ne getirdiğini bana göstersene… Bu konuda inandığı dini kılıçla yayma buyruğu türünden kötü ve insanlık dışı şeylerden başka bir şey bulamazsın.”
Alıntılanan kitabın kaleme alındığı 14. yüzyılda, asıl Avrupa “kötülüğün ve insanlık dışı şeylerin” pençesindeydi.
“Kara ölüm” veba, yaşlı kıtayı kasıp kavuruyordu.
Hastalıktan Yahudileri sorumlu tutan bir dini grup, Yahudilerin toptan katli için ayaktakımını sokağa döküyordu.
Engizisyon, Mesih beklentisiyle kendini kırbaçlayanla baş etmeye çalışıyordu.
Hastalığın etkisiyle sabana dayalı tarımdaki gelişme durmuş, toprak mülkiyeti bölünmüş, yoksullaşan köylüler ayaklanmıştı.
Yüzyıl savaşları patlamıştı. Fransa ve İngiltere monarşileriyle çatışan papalık ikiye bölünüyor, akılla imanı uzlaştırma çabaları, gericiliğin zırhına çarpıyordu.
Kilise, bütün faciaları cadıların kışkırttığı propagandasıyla büyük cadı avına hazırlanıyordu.
(Bkz: William H. McNeill, “Dünya Tarihi”, İmge Y., 1994)
***
Elbette bir değil, birçok Ortaçağ var. Ancak genel tabloda Doğu çok daha parlak durumdaydı.
13. yüzyıl sonunda kurulan Osmanoğulları, ciddi bir miras devralmıştı.
Anadolu’da, “Kâfir dahi olsa kimsenin kalbini kırma” diyen Ahmet Yesevi, “Putperest olsan yine gel” diyen Mevlana Celaleddin Rumi, bütün Balkanlar’a ışık saçan Hacı Bektaş Veli gibi düşünürlerin imza attığı eşsiz bir kültürel zenginlik yaşanıyordu.
İbn Sina’nın eseri “eş-Şifa” Latince’ye çevriliyor, Batılı tıp adamlarına model oluşturuyordu.
Bugün daha ziyade şairliğiyle tanıtılan Ömer Hayyam, yüksek matematikte, fizikte bir Şark ihtilali yaratıyordu.
“İslam bilginleri Kahire, Bağdat, Şam, Endülüs okullarında, teoloji, metafizik, mantık, tıp, astronomi, cebir, geometri, gramer dersleri veriyordu.” (Bkz: “Ortaçağ Aydınlığı”, Doğu Batı dergisi, s. 22)
***
Sonra Haçlı saldırıları, Moğol istilaları ve içteki İsmaili terörü 13. yüzyılda İslam dünyasında bilimi, kültürü tıkadı ve gerilemeye yol açtı.
Batı ise değişim ve uyum yeteneğinin sağladığı yeni açılımlarla Rönesans’a doğru yürüdü.
Bunları bilmeden ya da bile bile “Ortaçağ karanlığı”ndan söz etmek, bu toprakların mazisine hakarettir.
Papa’nın Haçlı seferi zihniyetiyle düşmanlık yayan sözleri, belki biraz da bizim o maziyi yok saymamızdan cesaret almıştır.

can.dundar@e-kolay.net

Posted by alara aslihanin annesi at 20:34:51 | Permalink | No Comments »

Friday, October 13, 2006

Son gunlerde olanlara dair….

 Ethnic groups in the US diye bir ders aliyorum bu donem, ders hakikaten cok keyifli, ders degil bi nevi soylesi:)o nedenel ya vaktin saatin nasi gectigini anlamiyor insan, tabi okudugum universite yahudi universitesi olunca hoca da yahudi oluyor cok normal olarak:)gecen derstede bahsettigi mevzu yine ikiz kulelerin yikimi ve amerikan halki uzerine etkileri oldu, yalniz nerden girdiysek avrupa ulkelerine geldi mevzu, hoca devamla sunu soyledi, avrupada muslumanlarin sayisi artista ve bu avrupayi rahatsiz ediyor, hele ingiltere parlementosundaki musluman politikacilardan hic de hosnut degiller!!ve musluman sayisinin amerika da da her gecen gun artista oldugunun altini cizdi, acikcasi benim icin cok keyif verici bi bilgiydi bu, hamdolsun, nekadar karalanmak istesede Islam, nekadar bizler tarafindan kotude temsil edilse, hamdolsunki onu kaynagindan okuyup ogrenen insan sayisi cok fazla!!danirmarkadaki karikatur olaylarinin ardindan Islami kitaplarin sayisi %60 artmis mesela ki  bu bizelere acikca” Hayir gordugumuz islerde ser, ser gorduklerimizdede hayir vardir” ayeti kerimesini hatiratiyor, ki suphesiz biz bilemiyoruz….ayni sekilde su Sozde Ermeni Soykirimi yasasinin Fransa’da kabulu hatta bu yasaya aykiri soz beyanida cezayi gerektirecek sekilde olan uygulamanin kabulundede kimbilir ne farkli buudda seyler olacak, biz oyle bir Yaratici’ya inaniyoruzki, ona iman edenlere karsi yapilan haksiz her muamele kendilerine zulmedenlerin kendilerine zarari dokunmustur, bizler hamdolsunki dunyayi gecici goren bireyleriz, o yuzden ya Hesap Gunune olan itikadimizdaki tamlik bize ferahlik verir, Allah en guzel hesap gorendir cunku…Ve yasanin Fransa’da kabulu ile birlikte Orhan Pamuk’un da Nobel almasi bir tevafukmudur cok tartisilir, guzel yurdumun guzel insanlari Orhan Pamuk’un Nobel almasiyla ilgilene dursun, yasa kimbilir kac ulkede kabul gorecek bu surecte(Allah muhafaza). Gerci Orhan Pamuk gibi bir insan nasi Nobel Edebiyat odulune layik goruldu hala anlam veremiyorum, bir de Nobelli ilk Turk olarak onu bilecek ya cocuklarimiz, bunu dusundukce utaniyorum, vatanini soykirimla itham eden bi turk!!!!Gerci belki bu odulu kabul etmeyebilir eger birazcik sahsiyet onur denen sey varsa kendilerinde,  cunku Nobel odulunu daha dune kadar yeren, asagilayan bir insan bu odule layik goruluyorsa ve bu odule karsi tavrini net koymaksa onceki dusuncelerinin noktasi niteliginde bu odulu kabul etmez, tabi ucunda 1 milyon euro olunca biraz zor gibi gozuksede bu olasilik!!! Orhan Pamuk gibi biri nasil boyle bir odule layik gorulur anlayamiyorum, anlmak istemiyorum belkide, gerci Turkiye aleyhine yazip-cizen, soyleyenler prim yapiyor ya son yillarda, kendiside bu kategoride bi insan oldugu icin haliyle liyaket gostermistir boyle bir odule, acaba o hakkinda atip tuttugu vataninin bir bireyi olarak kabule yuzu olacakmi nobeli bilemiyorum, bildigim tek sey, bu insanlarin herseylerinin para oldugu, ama onun yandaslari belki onu ulvilestirmek icin daha fazlasini verip odulu reddini saglayabilirler, her turlu olasilik var, iste dunya isleri insan dusunmeden yazmadan edemiyor bu meseleleri!!!Allah hakkimizda hayirlar versin!!!
Posted by alara aslihanin annesi at 05:21:06 | Permalink | No Comments »

Tuesday, September 26, 2006

Karadeniz

Kardeniz’in hep dalgali olup, akdeniz ve akdenizin uzantisi olan egenin daha az dalgali olusunu merak etmisimdir, bunda iklimin rol oynadigini dusunmusumdur hep, gecen gunlerden birinde esimle bu mevzuda konusuncaya kadar, national geographic te okuduguna gore, karedeniz dunyada dalganin olusumun tek farkli oldugu deniz, denizlerde ruzgarin etkisiyle dalgalar olusurken, karadenizde ruzgar olamasada dalga olmasi bilim adamlarini bu bolgede arastirmaya yoneltiyor ve cikan sonuc, karedenizde diger denizlerden farkli olarak,su alttan fokurdama gibi bi etken alarak yuzeyde dalga olusturuyor, ve bir sey daha karadeniz dunyada 30 metreden sonra dibi gorunmeyen tek deniz, vede gecmiste yasamis bi kavimin sular altinda kalarak bu deniz olustuguna inaniliyor(Bu kavimde Nuh(as) in kavmi gibi dusunuluyor)… dogru bi dusunce ve iddea gibi, cunku hakikaten Islamiyetten once kavimlerin helaketleri boyle dogal yada degil aftetlerle olurmus, denizin 30 metre den sonra gorulmemesi ilginc, cunku denizlerin diplerinde cok harika ve renkli yasamlar varken neden karadenizde boyle bisi yok dusundurucu…Allah hic bir isi abes yapmiyor, bi hikmet bi sebeb bir nizam intizam var yaptigi herseyde…bundada dusunen insanlar icin kim bilir ne hikmetler var, Rabbimiz bizi bu dunyada da ahirettede tedip etmesin, bizleri iyilik ve guzelliklerle karsilastirsin…

PS:Ocak ayinda bu mevzudan bahsetmisim ve de yazmisim, bi kac yerinde kucuk editler yaptim, bugune nasipmis post yapmak… 

 

Posted by alara aslihanin annesi at 05:04:19 | Permalink | No Comments »